Zina Sebebi İle Açılan Boşanma Davasında Dava Hakkının Ortadan Kalkması

Zina sebebi ile boşanma davası açılabilmesinin önündeki engeller nelerdir? Detaylı söylemek gerekirse “Zina sebebi ile açılan boşanma davasında, davacının dava hakkının ortadan kalkmasını sağlayan şartlar nelerdir?”

Türk Hukuk sisteminde bir kurum, tüzel kişilik olan şirket, devlet organları yada tabana inersek bir bireyin istediği konuda istediği kişiye yöneltebileceği iddialarını bir dava konusu haline getirebilir. Bu bir dava açma hakkına sahip olmak anayasal haklarımızdan biridir. Dava açmak aynı zamanda bir hak arayışında bulunmak için hukuk ve yargı eli ile bir girişimde bulunmak anlamına gelir.

Bir dava konusu ile bir dava açarak bir iddia yı birisine yöneltmek belirli koşullar ile yine hukuk sistemi içerisinde engellenebilir. Bu anayasal hakların ihlali anlamına gelmez. Bu şartlar yasada gerekçeleri ile birlikte tanımlanmıştır.

Zina Sebebi ile açılan boşanma davalarında açılan boşanma davasının davacı tarafından ispat edilememesi durumu sadece bu davaya özgü değil her türlü davada ispat yükümlülüğü olması nedeni ile davanın devamı için gerekli ve yeterli ön koşuldur. Aynı sebep ile iki kere dava açılamayacağı yasalarımızda mevcuttur. Bu nedenle daha önce zina nedeni ile açılan bir boşanma davasının sonuçsuz kalarak yada red edilerek kesinleşmesinden sonra yine aynı sebebe dayanarak boşanma davası açılamaz. Bu yasalarımızda “Aynı sebebe dayanarak ikinci davanın açılamayacağı” öğretide, uygulamada ve doktrinde kabul görmüştür.

Bunun dışında açılan zina sebebi ile boşanma davalarının sonuçsuz kalması yani dava hakkının ortadan kalkması ve dava durumunun ortadan kalktığı durumlar ile ilgili olarak aşağıdaki sebepler geçerlidir.

Zina sebebiyle boşanma davalarında dava hakkının iki halde ortadan kalktığını görmekteyiz (TMK. m. 161):

  • Hak düşürücü süre

Şimdi zina sebebiyle boşanma davalarında dava hakkının ortadan kaldıran bu halleri inceleyebiliriz.

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE NEDENİ İLE ZİNA DAVASI HAKKININ ORTADAN KALKMASI DURUMU

Zina sebebiyle boşanma davasında (TMK. m. 161) davaya hakkı olan kadın veya kocanın, boşanma sebebini Öğrenmesinden başlayarak altı ay, her halde (durumda) zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Zina sebebiyle boşanma davasında (TMK. m. 161) yer alan süreler hak düşürücü süre olduğundan hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmalıdır.

Sürenin başlangıcı, tek eylemden ibaret zina davalarında eylem günü, devam eden (temadi eden) zinalarda ise zinanın sona erdiği (temadinin bittiği ) tarihtir. Şüphe, geçerli sayılmaz.

TEKİN AY, ceza kovuşturmasının” yapıldığı durumlarda altı aylık sürenin ceza hükümlülüğünden itibaren başlatmanın daha makul olduğunu ileri sürmektedir. Ceza davası açan ve eşini zinadan mahkum ettirecek kadar ileri giden bir kimsenin evlilik birliğini korumadaki kararsızlığından bahsedilemeyeceğini savunmaktadır. Yargıtayın uygulaması gibi biz de bu görüşe katılmıyoruz. Ceza davasından vazgeçmek ya da şikayetçi olmamak boşanma davasından vazgeçmek anlamına gelmediği gibi ceza davasını takip edenin boşanma iradesini sürdürdüğü de mutlak değildir. İki olay arasında bir bağ kurmak kanaatimizce uygun değildir. Koca, karısının cezalandırılmasını ister ama ondan boşanmak istemeyebilir ya da ondan boşanmak ister ama ceza evine girmesini istemeyebilir. Her iki olasılığa da mutlak sonuçlar yüklemek olanaksızdır. Her olgu kendi koşullarında ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Hemen belirtmek gerekir ki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (R.G. 12 Ekim 2004. Sayı: 25611) içerisinde zina eylemi suç olarak yer almamıştır.

AF NEDENİ İLE ZİNA DAVASI HAKKININ ORTADAN KALKMASI DURUMU

Af halinde dava açılmayacağı TMK. m. 161 hükmünde düzenlenmiştir: “Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” Şeklinde açık ve kesin bir dille yasada yerini almıştır. Af örtülü veya açık olabileceği gibi yazılı veya sözlü de olabilir.

Af kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Temsilci ile affedilme olanağı yoktur. Ayırt etme gücüne sahip olunması şarttır. İradeyi sakatlayan sebepler varsa af geçersiz hale gelir.

Af edildiğine şüphe bırakmayacak yazılı ve sözlü beyanlar esas alınabilir. Delil olarak sunulabilir. Yargıtay’da bununla ilgili net bir örnek vardır. Eşine zina sebebi ile boşanma süreçlerini başlatan bir eşin, dava devam ederken noterden gönderdiği bir ihbarda kendisini yanına çağırması af olarak kabul görmüştür.

Zina mutlak bir boşanma sebebi olduğu halde diğer eşin gerçekleştirilen eylemden hiçbir sonuç çıkarmayacağına ilişkin duygu ve düşüncesini açıklaması ile (affettiğini açıklaması) dava hakkı düşmüş sayılır. Aşağıda bulunan iki Yargıtay kararından ilki dava hakkının düşmesi durumu ve ikincisi ise davanın kabul edilerek boşanma kararı verilmesi gerektiği yönündeki kararlardır.

“…af halinde zina sebebiyle boşanmaya karar verilemez. Olayda koca 18.8.1982 günlü ve 31564 sayılı Ankara 11. Noterliği kanalıyla eşine yaptığı ihtarda; Almanya’da yalnız başına perişan kaldığından ve karısını oraya götürmek istediğinden söz ederek iki gün içinde kendisinin ve müşterek çocuğun nüfus kayıtlarını (pasaport işlemlerine esas olmak üzere) göndermesini istemiştir. İş bu beyan kayıtsız şartsız zina eylemini bağışlama niteliğinde olup. Medeni Kanunun 129/2. maddesi karşısında boşanma davası açılamaz. Davanın bu sebeple reddi gerekirken, açılan yön gözetilmeden uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi yanlıştır.”

Af yoksa zina sebebiyle boşanmaya karar verilecektir.(TMK. m. 161)  ‘‘Davalının A…i S…z isimli kişiyle cinsel ilişkiye girdiği beyanı ve toplanan delillerle kanıtlanmış, davacının davalıyı affettiği yolunda bir delil de getirilmemiştir. Türk Medeni Kanununun 161. maddesi koşulları oluştuğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi bozmayı gerektirmiştir.”

Affın iki unsuru vardır:

İlk unsuru; Ruhen çektiğim acıyı yendim, Bu evlilik birliğini devam ettiriyorum.

Davacının ceza kovuşturması sırasında şikayetinden vazgeçmesi zina sebebiyle boşanma davası hakkını ortadan kaldırmaz.

Affın ikinci unsuru; Olay gerçekleşmeden yani zina eylemi gerçekleşmeden af edilemez. Eylem gerçekleşmeden ancak rıza, muvafakat yani yetki, hatta teşvik edilmiş olduğu kanıtlanabilir. Ama af olarak değerlendirilemez.

Eşin zina yapmadan affedilmesi olanaklı değildir. Başka bir anlatımla zinaya peşinen kredi açmak (zinaya rıza/muvafakat ) ahlaka aykırı olduğundan başka türlü de düşünülemez.

Zinaya razı olup teşvik de varsa açılacak olan zina sebebiyle boşanma davasının (TMK. m. 161) hakkın kötüye kullanılması sebebiyle reddi gerekeceğini savunanlar vardır. Zinaya teşvik de elbette ki ahlaka aykırı olduğundan bu görüş isabetsizdir.

Kocanın, başkasıyla evli olmayan bir kadınla zina yapmasına Önceden müsaade veya muvafakat eden bir kadının fiilin İşlenmesinden sonra TCK. 108. maddesindeki süre İçinde vuku bulan şikayeti geçerlidir. Boşanma Davası açabilir. (YİBK. 23.5.1966, 3-5) Bu konuda kadının herhangi bir sebep ile eşinin ( kocasının ) zina yapması konusunda onay vermesi ve daha sonradan bu konu ile ilgili olarak dava açabilmesi mümkündür. Erkeğin ben eşimden izin aldım mazereti geçersizdir. Zina ahlaka aykırı bir davranıştır. Bu konuda alınan muvafakat geçersizdir.

Bu nedenle kocasından ayrılmak isteyen kadınların anlaşmalı boşanma yerine maddi ve manevi tazminat alabilmek için uyguladığı yöntemlerden biri olarak kayıtlara yüzlerce örnek olarak geçmesi nedeni ile bu konuya özellikle değinmeyi uygun görüyoruz.

Şöyle ki;

Kadın ayrılmak istediği kocasına önce kuma, metres, sevgili gibi yollar ile kendisini cinsel açıdan rahat bırakarak cinsel ihtiyacını ve beklentisini kendisi dışındaki birine yöneltme konusunda teşvik eder. Kocada buna kanarak bu yönde herhangi bir eylemi aleni ve kadın tarafından ispatlanabilir bir yol izleyerek yaparsa (örneğin kuma getirmek ve düğün yapmak gibi) kadın bunu kullanarak eşine yönelteceği zina davası kabul görmekte ve erkeğin tüm geleceğini değiştirecek kararlar çıkmaktadır. 2004 öncesinde ceza davasının da konusunu teşkil etmesi nedeni ile hürriyeti bağlayıcı cezalar da alabilen örnekler mevcuttur.

Recommended Posts

Yorum Yapın