Zina Sebebi İle Boşanma Kararı Verilebilmesi Koşulları

Zina Sebebiyle Boşanma Kararı Verilmesi Koşulları

Zina sebebiyle boşanma kararı verilebilmesi için aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir. Türk Medeni Kanunu. madde. 161 Zina Sebebi İle Boşanma Hükmü

  • Evlilik koşulu,
  • Cinsel ilişki koşulu,
  • Kusur koşulu.

Şimdi bu koşullara yönelik ayrıntılı bilgi vereceğiz.

Zina Sebebi İle Boşanma Kararı Verilebilmesi Koşulları Nelerdir?

Evlilik Koşulu

Zina Sebebi İle Boşanma Kararı verilebilmesi için Evlilik Koşulu

Zinanın varlığı için davanın tarafları arasında geçerli bir evlilik ilişkisinin bulunması gerekir. Aile Mahkemesi, yoksa Asliye Hukuk Mahkemesinin Re’sen ilk gözeteceği nokta budur. Ekim 2004 yılı itibari ile zina cezaya dair bir suç unsuru olmaktan çıkmıştır. Bu nedenle ancak aile içerisinde varlığı halinde zina yapmayan eşin kullanabileceği bir boşanma sebebidir. Bu sebep ile açılacak boşanma davasında kusur zina edenindir. Kusursuz olan taraf ise Maddi ve Manevi tazminat isteklerine cevap alacaktır.

Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu Madde 185 fıkra I hükmüne göre ancak evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Evlendirme memuru, evlenme töreninde evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Yani evlilik koşullarından ilki de evlenmek isteyen bireylerin kendi iradeleri ile bunu istiyor ve beyan ediyor olmalarıdır.

Bir hukuksal işlemin temel unsurlarında oluşan önemli sakatlıklar yapılan o işlemin hukuksal işlem niteliğini kazanmasını engeller. Yasanın yetkili kıldığı kişi önünde yapılmayan evlenme işlemi hiç yapılmamış (keenlemyekûn) (transactions regarded nonexistent) sayılır.

Buna karşılık yetkili memurun huzurunda gerçekleştirilen evlilik Nüfus ve Evlenme Siciline geçirilmemiş olsa bile geçerli evlilik olarak zinaya esas alınır.

Not: FEYZİOĞLU, evlilik ilişkisini zinanın koşulları arasında göstermemiştir. (FEYZİOĞLU, s. 259-261), Başka bir anlatımla/eş bir deyişle FEYZİOĞLU, evlilik ilişkisini sistematik açıdan zinanın koşullan arasında göstermeye gerek görmemiştir! Oysa sistematik açıdan da bu koşul zinanın koşulları arasında yer almalıdır. Nitekim öğreti bu yönde oydaş olma seviyesindedir. Örnek; EGGER, s. 160, ÖZTAN, s. 375, AKINTÜRK, s. 235, ve diğerleri. O kadar ki evli olma zinanın ilk şartı ve hatta ön şart bile kabul edilmektedir.

“Yok Evliliklerde” zina söz konusu değildir. Böyle bir evlilik Türk hukuku bakımından yoktur.

Eşinin henüz nişanlı oldukları dönemde karşı cinsten biriyle cinsel ilişki kurduğu evlilik birliği içinde Öğrenilmişse diğer koşulların da varlığı halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma istenebilir. (Türk Medeni Kanunu. m. 166 f. I- II)

Fakat boşanma istemi ZİNA sebebine dayandırılarak açılırsa dava red edilmelidir. Evlilik öncesi zinanın varlığından evlilik süresince haberdar olmak tek başına butlan davasına veya evlilik süresi içerisinde öğrenilmiş olsa da zina sebebine dayandırılarak boşanma davasına konu edilemez.

“Yok evliliklerin” aksine batıl evlilikler 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun madde 156 hükmüne göre ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Bu sebeple hakimin kararının kesinleşmesi tarihine kadar zinadan bahis olunur. Bu durum içerisinde yani butlan davası sürerken zina ile karşılaşılan bir durumda butlan davasından feragat edilerek zina sebebi ile boşanma davasına Islah edilmesi tazminat gündeme geldiği için tercih edilebilir.

Türk Medeni Kanunu . madde. 185 f. 111 hükmüne göre eşler birbirine sadık kalmak zorundadırlar.

Eylemli olarak bir arada yaşamamak (Eylemli Ayrılık) ister tarafların iradeleriyle ister bir mahkeme kararıyla olsun bu ödevi çiğnemek hakkı vermez.

Eşlerden birisi için gaiplik karan verilmesi, ayrılık karan verilmesi, ayrı konut edinme kararı verilmesi, ayrılık veya boşanma davası açılmakla eşlerin ayrı yaşama haklarının bulunması hallerinde, bu dönemde eşin dışında karşı cinsten biriyle cinsel ilişki kurulması boşanma davası açılmasına sebep olur.

HAUSHEER tarafından da ifade edildiği üzere yüzlerce yıllık eski bir kurum olan evliliğin son yıllarda ciddi rakipleri ortaya çıkmıştır.

Toplum arasındaki bu görülen birliktelikler evliliğin bir alternatifi gibi lanse edilmesine karşın taraflara hukuki bir sorumluluk yüklemediği için bir olumsuzluk durumunda ciddi problemlerin gündeme gelmesini sağlamaktadır.

Aileye şekilsel olarak benzeyebilen farklı birliktelikler ve “birlikte yaşam organizasyonları” biçimleri oluşmuştur.

Bu bağlamda Avrupa Birliği’ne üye devletlerin birçoğunda;

Aynı cinsten olup bir araya gelen veya evli gibi beraber yaşayan çiftlerin ilişkilerine evlilik sonuçları bağlanmıştır. “Eşcinsel Evlilikleri”

Bilhassa gençler arasında tercih gören bir arada yaşama ve evli imiş gibi cinsel birlikteliklerin olması evlilik kurumunun rakibi olarak görülmektedir. Birlikte Ortak Yaşam, Sevgili, Dost Hayatı, Metres, gibi isimlendirmeler algıyı yönlendirmek için uydurulan isimlerdir.

Toplumsal anlamda bakıldığında toplumların nüfus artış hızlarının düşmesine ve yeni doğan çocuk sayılarında düşmeye neden olan bu yaklaşımlar toplumların devamı için ciddi birer tehdit olarak görülmektedir.

Bilindiği üzere ülkemizde evlilik benzeri birlikteliklere ya da eş cinsel birlikteliklere henüz evlilik gibi bir sonuç bağlanmadığından bu tür ilişkilerde zinadan söz edilmesi şimdilik mümkün görülmemektedir.

Fakat evlilik dışı eşcinsel ilişki de evli olan kusursuz birey için mutlak boşanma sebebidir. Ve bu sadece boşanma sonucunu değil maddi manevi tazminat hakkını da beraberinde getirir. Fakat Boşanma sebebi olarak Zina dan bahsetmek mümkün değildir. Hukuk Sisteminde Zina Karşı cinsle yapılan cinsel birliktelik olarak ifade edilmektedir.

Not:

Almanya’da 1.8.2001 tarihinde yürürlüğe giren “‘Gönüllü Beraberlik Yasası” (Lebenspartnerschaftgesets) , Fransa’da 13.11.1999 tarihli “Sosyal Beraberlikler Paktı’ (Pacte civil de solidarite) örnek olarak verilebilir. Son olarak Haziran 2005 tarihinde eş ­cinsel birlikteliklere yasallık kazandıran bir kanun halkoyu ile kabul edilmiştir.

Not: 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 151/3 üncü maddesine göre karı koca birbirlerine karşı sadakat göstermekle yükümlüdürler. BU madde 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda Değiştirilmeden Kalmıştır.

AKINTÜRK, s. 211. Evliliğin mutlak butlanla sakat olması durumunda iptal kararı kesinleşmeden önceki cinsel birleşmeler ceza hukuku anlamında fail koca veya kadının cezalandırılmasına yeterli değildir. YCGK. 15.1.1968, 40-9 sayılı kararında fesih durumunda ceza verilmeyeceği açıklanmıştır (Sedat BAKICI, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, Ankara 1994, s. 557). Evli iken yeniden evlenip kamu düzenini bozana bir de “serbest cinsel ilişki hakkı” verilmesini anlamak olanaklı değildir.

TMK. m. 32 hükmüne göre ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir. Yetkili mahkeme, kişinin Türkiye’deki son yerleşim yeri; eğer Türkiye’de hiç yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir kayıt da yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.

Türk Medeni Kanununun m. 170 hükmüne göre boşanma sebebi İspatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.

Türk Medeni Kanununun m. 197 f. 1 hükmüne göre eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. TKM. 162 f. II. – Türk Kanunu Medenisi

Yukarıda Sayılan bu durumlarda biz nasıl olsa ayrıyız düşüncesi ile evlilik Hukuken devam eder. Bu nedenle Her iki tarafında evlilik hukuken devam etmesi nedeni ile eşi dışındaki karşı cinsten biri ile yaşadığı cinsel ilişki Zina davasının Konusu olacaktır. Ayrı yaşamak evli olan bireylerin birbirlerine olan sadakat yükümlülüğünü hiçbir şekilde ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle içinde bulunduğunuz durumun ayrıntıları sizin boşanma sürecini etkileyen en önemli konuları teşkil eder. Size tavsiyemiz içinde bulunduğunuz durum nedeni ile hak arayışlarınızı uzman boşanma avukatı değerlendirmesi sonucunda devam ettirmenizdir.

Cinsel İlişki Koşulu

Zina Koşulu Gerçekleşmiş Olmalıdır

Zina için cinsel ilişki gerçekleşmiş olmalıdır. Yada cinsel ilişkinin gerçekleştiğine dair şüphe götürmeyen kanıtların varlığı olmalıdır. Tarafların ikrarı da delil olarak kabul edilebilir.

Aksi Yönde düşünülen ve kullanılan bazı kanunlar mevcuttur.

Türk Medeni Kanununun m. 184 b.3 hükmüne göre tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz. Bu nedenle davalının ikrarı başlı başına aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimini bağlayan bir kanıt sayılamaz. Aksi düşüncede, iki tarafın anlaşması ile boşanmaya cevaz verilmiş olurdu.

Fakat uygulamada her iki tarafın anlaşarak bu yönde bir boşanma isteğinde bulunması düşünülmediği için uygulamada genelde ikrar ile boşanma sonucuna gidilmektedir.

Bazı meslektaşlarımız tarafların ikrarı olmasına rağmen Hakimlerin takdir hakkı nedeni ile zina yapıldığını itiraf eden eşin itirafı durumunda bile yeterli delil olmadığı gerekçesi ile boşanma kararı verilmediği yönünde söylemlerde bulunduğunu duyuyoruz. Günümüzde bu yönde yaşanan tek bir olayın bile varlığını biz görmedik ve duymadık. Yukarıdaki belirttiğimiz TMK 184 b.3. hükmü Türk Kanunu medenisinden değiştirilmeden alınan kanunlardan biridir. Bu kanunun varlığı nedeni ile hayali bir senaryo olarak böyle bir şey olabilir düşüncesi ile bunu meslektaşlarımızın söyleyebileceğini düşünüyoruz. Fakat bu yönde ikrarın varlığına rağmen boşanma kararını takdir hakkı ile vermeyen bir hakim ile biz henüz karşılaşmadık. Bu meslektaşların karşılaştığı örnek gerçek hayatta varlık bulabilen hukuki bir örnek değildir. Şehir efsanesi olarak bize bunu taşıyanların ve onlara bunu aktaranların bazı kritik noktaları değerlendirme dışında bırakmış olabileceklerine inanıyoruz. Zina mutlak boşanma sebebidir. Boşanma kararı için zina yapanın eylemini itiraf etmesi hakim için bağlayıcı unsurdur. İtiraf yada ikrara rağmen hakim boşanma kararı dışında bir karar veremez. Vermesi durumunda bu Yargıtay tarafından müdahale edilen konulardandır.

Zina ‘nın objektif unsuru evli bireylerin eşleri dışındaki karşı cinsten biri ile cinsel ilişki yaşaması (bazı durumlarda buna teşebbüs etmesi ve teşebbüsün varlığının dahi ispatı yeterli olabilmektedir.) gerekmektedir.

Maddi olayda davalı kadın bir başka erkekle yatak odasında yarı çıplak olarak yakalanmıştır. Belirlenen karine zina sebebiyle boşanma için yeterli bir nedendir.” (Y2HD. 20.9.1976 tarihli 5**3-6**9 sayılı kararı)

“….Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, davalının 2003 yılı Nisan ayında A…i isimli kişiyle birlikte evi terk ettiği ve bu kişiyle fiilen, evliymiş gibi karı koca hayatı yaşamaya başladığı ve halen dahi aynı kişiyle beraber olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161’ nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir. İsteğin kabulü ile davalının zinası nedeniyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, boşanma davasının reddi usul ve yasaya aykırı dır. (Y2HD. 20.11.2006 tarihli 3**6-4**2 sayılı kararı)

Yukarıdaki iki Yargıtay kararına teşkil eden Zina varlığı için şüpheye yer vermeyecek derecede kuvvetli deliller olması nedeni iledir. BU iki olayda da zina mutlak şekilde var kabul edilmiş ama varlığı ispatlanmamıştır.

Yasa eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğünü bozan ahlaki zayıflığını boşanma sebebi saymıştır. Ceza hukuku kapsamında tamamlanmış bir zinanın varlığı ve kanıtlanması amaçlanmamıştır.

Yani zina suçunu işleyen eşin zina yaparken tespit edilmesi zorunluluğu mevcut değildir. Bunun aksi söylense de Zina da cinsel ilişkinin varlığını kabul ettirmek yeterlidir. Çaba gösteren bir durum olması nedeni ile farklı söylemlerde bulunacak meslektaşlarımızın varlığına itiraz etmiyoruz.

Burada belirli bazı Hukuki ölçütler vardır.

  • Öncelikle zina karşı cins ile yapılmalıdır.
  • Zina evli olduğunuz eş dışındaki bir başka karşı cins ile yapılmaldır.
  • Bir kere yapılmış olması yeterlidir.
  • Zina yapanın bunu kendi iradesi ile gerçekleştirmesi gerekmektedir. Zina irade kaybına yol açma, zorlama yada kandırma, ile yapılmamış olmalıdır.

Hukuki dayanaklar ise, korkutma, aldatma, zorlama, kimyasal maddeler ile bilincin kaybedilmesini sağlama yollarından biri ile yapılmamış olması gerekmektedir.

“….Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, davalının 2007 yılı haziran ayında A…i isimli kocasının Tek yumurta ikizi erkek kardeşi ile kocasının evde olmadığı bir zamanda kocası sanarak birlikte olduğu,  A…i’nin davalının kocasının kıyafetlerinin benzerini bu eylemi gerçekleştirmek için satın aldığı ve bu eylem gerçekleşirken davalının kocası ile birlikte olduğu düşüncesinde olduğu tarafların ifadelerinden anlaşılmıştır. Türk Medeni Kanununun 161′ nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmemiştir. Boşanma davasının reddi kararı verilmesi gerekirken, davalının zinası nedeniyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı dır. (Y2HD. 12.08.2009 tarihli 1**7-2**9 sayılı kararı)

“….Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, davalının 2002 yılı Ağustos ayında F..T isimli kocasının iş arkadaşının şehir dışındaki düğününde içkisine uyku ilacı konduğu, kocasının da sarhoş edilerek bir başka yerde sızmasına sebep olunduğu tanıkların anlatımlarından sabittir. Davalının bilinci yerinde olmadan baygın ve kimyasal etkisinde iken cinsel ilişkiye girilmesi iradesi dışındadır. Ceza davasına konu olan bir tecavüz suçlaması olmaması Davalının kusuru değil davacı kocanın ifadesi içinde yer aldığı gibi davacının talebidir. Davacının art niyetli olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161′ nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmemiştir. Boşanma davasının reddi kararı verilmesi gerekirken, davalının zinası nedeniyle tarafların boşanmalarına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı dır. (Y2HD. 12.08.2005 tarihli 6**1-3**3 sayılı kararı)

“….Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, davalının dayısı tarafından bekarken de zorla tecavüzüne uğradığı hatta bu konu ile ilgili bir dava sonucunda mahkum edildiği fakat bunun davacıya söylenmediği, dayının da kadının kocasına bunu söylemekle tehdit ederek korkuttuğu, kadının çalışmadığı ve çocukları ile sıkıntı yaşayacakları düşüncesi ile tecavüze boyun eğdiği anlaşılmaktadır. Kadının kocasına daha önce tecavüze uğradığını söylememesi nedeni ile açılan dava Nisbi butlan davasının konusunu teşkil edecekken zina sebebi ile boşanma davası açılması yersizdir. Türk Medeni Kanununun 161′ nci maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmemiştir Bu davanın kabulü ve boşanma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı dır. (Y2HD. 02.10.2011 tarihli 9**7-1**1 sayılı kararı)

İçerisinde cinsel bir organ olmadığı, salt sevgi, muhabbet ifade eden aşıkane hareketler, okşama, kucaklaşma, öpüşme sadakatsizlik oluşturursa bile zina kavramına girmez. Zina sebebine dayandırılacak boşanma istemi için yeterli değildir fakat evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanma istemi için yeterli bir sebeptir. Bu nedenle davanın hangi sebeple açıldığının önemi büyüktür. İspat yükünün davacı da olması dışında eylemin etkilerinin ne derece olduğunun da belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle uzman bir boşanma avukatının sonuçları değiştireceği muhakkaktır.

Öğretide zina için tam ve normal bir cinsel ilişki şarttır. Yargıtay, zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan sebeplerden dolayı eylem teşebbüs derecesinde kalmışsa bile bu hareketi zina sebebiyle boşanma için yeterli saymaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 35 f. I hükmüne göre kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

“..Medeni Kanunun 129. maddesi ile zina eylemindeki eşlerin biri birine karşı sadakat mükellefiyetlerini bozan ahlaki yapı; boşanma sebebi kabul edilmiştir. Boşanma nedeni olarak ceza hukuku çerçevesinde tamamlanmış bir zinanın varlığı ve kanıtlanması amaçlanmamıştır. Büyük bir gizlilik içinde oluşması doğal olan zina fiilinin tam bir görgüye dayanarak kanıtlanması pek nadir olmaktadır. Zina olayının varlığı bazı ip uçları, tavır ve davranışlardan çıkarılacak karinelerle kabul edilmelidir. Bu itibarla zina için gerekli ortama girilmiş ancak elde olmayan nedenlerle eylemin tamamlanmamış olması bir başka anlatımla eylemin eksik kalkışma derecesinde kalması da “zina sebebiyle boşanma” için yeterlidir.

Kusur Koşulu
Zina Davasında Kusur araştırılmalıdır

Zina Davasında Kusur araştırılmalıdır

Zina eyleminin anlamını kısmen yada tamamen anladığı halde bu eylemi gerçekleştiren, bu eylemin gerçekleşmesine ses çıkartmayan, engel olmaya çalışmayan kusurlu sayılır.

Eylemin hemen arkasından haber vermesi, polise gitmesi, zinanın varlığını değiştirmez. Bu durumda uygulamada farklı görüşler olmasına rağmen öğretide eylemin olması sırasında verdiği tepkilerdir şeklinde genel kabul görmüştür. Zina sırasında ses çıkarmayan kendi isteği ile hiçbir itiraz gözetmeden eyleme katılan tarafın tecavüze işaret edecek bir tehdit zorlama veya kimyasal kullanımı yok ise zina yaptığı kabul edilir.

Zina kararı verilebilmesi için Kusurun varlığı ispatlanmalıdır. Yani Zina yapanın bunu kendi iradesi ile yaptığı, zorlama, aldatma, uyuşturulma gibi durumların olmadığının varlığı araştırılmalıdır.

Zina yapanın eylemin yapıldığı sırada ayırt etme gücüne sahip olduğu ve zina yaptığının bilincinde olması gerekmektedir. Hukuk sistemimiz; Akıl hastası biri ile evliliği devam ettiren birinin eş, akıl hastası olmasına rağmen onu boşamayarak eşi zina yaptı diye boşanma davası açmasının önünde engeller koyar. Akıl hastası bayan yada erkeği sırf bakımı için evlat edinememesi nedeni ile evlenen ve akabinde eşinin zinasını yakalayan bir eşin açtığı boşanma davası haberlere kadar taşınmıştı. Okuyucularımız bunu hatırlayacaktır.

Nasıl zinanın objektif unsuru cinsel ilişki koşulu ise sübjektif unsuru da Kusurdur.

Zinanın sübjektif unsuru kusurdur. Zina eylemini gerçekleştirenin ayırt etme gücüne sahip olduğu yolunda bir karine vardır. Karinenin aksini savunan iddiasını kanıtlamak zorundadır.

Öğretinin ilginç örneklerinden birisi karı veya kocanın ağır bir uykuda iken eşinden başka biri olduğunu fark etmeden uyku durumunda iken cinsel ilişkiye ses çıkarmazsa bu eşin halinin ne olacağıdır? TEKİN AY, böyle bir yanılmanın olanaksız denecek kadar güç olduğunu haklı olarak belirtmektedir.

Her ne kadar bu bir senaryo olsa da medeni yaşamın dinamikleri içerisinde teknolojinin gün geçtikçe akıl almaz olayları karşımıza getirdiğini görüyoruz. Alkol ile birlikte alındığında 6 saate varan bilinçsizlik durumunu ve hafıza kaybını yaşatan ilaçların varlığı herkes tarafından bilinmektedir. Piyasada tecavüz hapı olarak da bilinen her ne kadar Türkiye’de satışı yasak da olsa yasadışı yollardan temin edilebilen bu tür ilaçların yol açtığı olaylar zaman zaman dava konusu olabilmektedir.

Zina eyleminin anlamını kısmen anladığı halde bu eylemi gerçekleştiren kusurlu sayılır. Zorla, uyuşturucu madde verilerek veya bayıltarak tecavüze uğrayan kadın kusurlu sayılamaz. İpnotizma ve kendini bilmeyecek derecede sarhoşluk da aynı sonucu doğurur.

Yaşama ve sağlığa yönelik ciddi tehditle işlenen zina boşanma sebebi sayılamaz. Mala karşı yapılan tehdidin etkisiyle gerçekleştirilen cinsel ilişki zina sayılır. O mal için Zaruret hâli varsa (Notstand) kusur ortadan kalkar.

Zina, mutlak bir boşanma sebebidir.

Şöyle ki;

  • Kocanın cinsel ilişkide bulunmak konusundaki iktidarsızlığı,
  • Kadının rahminin bulunmaması,
  • Cinsel soğukluk İlgisizlik.
  • Kadının çocuğunun olmaması;
  • Kadının erkek çocuk doğurmaması;
  • Erkeğin zina yaptığı kadın ile imam nikahı yada dini nikah akdinin bulunması;

Hiçbir şeyi değiştirmez. Böyle bir sebep sadakatsizliği ve cinsel ilişkiyi meşrulaştırmaz.

Her iki eş de zina eylemini gerçekleştirmişse her iki eş de birbirlerine karşı zina sebebiyle boşanma davası açabilirler. Böyle bir davada takas savında bulunulamaz. (compensatio delicti) Birinin önce zinaya başlamış olması diğerinden fazla kusurlu olduğunun kabulü için gerekçe sayılamaz. Kusur, önce veya sonra bir davranışta bulunmakla değil, davranışın niteliği ile ölçülür.

Kadının zorla ırzına geçilmesi durumunda kusur koşulu gerçekleşmediğinden zinaya dayalı olarak boşanma davası açılamayacaktır. Böyle bir durumda koca, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açabilir mi? (TMK. m. 166 f. l-II)

Yargıtay bu soruya olumlu yanıt vermektedir. Yargıtaya göre “Türk toplumu, karısı böyle bir duruma düşen kocadan, onu şefkatle bağrına basmayı beklemez. Aksine kocanın bunu hoşgörü ile karşılaması toplum içindeki değerinin yitirilmesine yol açar. Bu yargı giderek onu herkesin gözünden düşürür”. O halde boşanmaya karar verilmelidir.

ŞENER’e göre bu bir semavi afet gibidir. Kim maruz kalmışsa cezasını o çeker. Öbür eşi bu felakete ortak etmek ve bu yüzden boşanma isteğini red etmek kusursuz bir kişiyi cezalandırmak, yani olayın etkisini yaygınlaştırmak niteliği taşır ki buna cevaz yoktur”.

Not:

Unutulmamalı Türkiye’de Türk Toplumu için Düzenlenen bir Medeni Kanun ile süreçleri yaşayacağız. Boşanma Süreçlerini iyi anlayabilmek için evlilik süreçlerini ve yargının evlilik mantığını anlamak gerekir. Türkiye Cumhuriyetinde Evlilik birliğinin önündeki en büyük engel cinsel olgulardır. Cinsel birlikteliğin kurulamaması, cinsel birliktelik başka şartlar veya bireylerin istekleri nedeni ile kurulamamış olması (aile büyükleri ile aynı evi paylaşmak gibi ) sakıncalı durumlar olarak görülmektedir.

Cinsellik ile evlilik arasında nedensellik bağı vardır. Neslin devamı ve soyun devamı gibi kavramlar nedeni ile evlilik birliğinin sağlıklı devam etmesi sağlıklı cinsel birliktelik üzerinedir. Cinsel birliktelik partneri aynı zamanda eş kavramını taşıyan kişi, aile ve evlilik gibi kutsal bir değerin yarısını oluşturması nedeni ile yapısı gereği bazı değerleri evlendiği anda üzerine alır. Bir anlam ve kutsallık kazanır. Bu nedenle zina gibi; önemli bir kurum olmasını binlerce yıldır devam ettiren aile kurumuna bir saldırı olarak görülecektir. Bu nedenle zina sebebi ile açılan boşanma davası tek başına boşanma davası olarak görülmez. Maddi manevi tazminat davalarının ezici çoğunluğu bu davalar ile birlikte açılır ve icra edilir. Kanun da da çok açıktır ki bu suçu işleyen cezasını çeker.

Tecavüz Boşanma Sebebi midir?

İsteği dışında tecavüz gibi bir olgu nedeni ile eşi dışında biri ile cinsel ilişki yaşamış eşin durumu için zinadan bahsetmek olanaksızdır. Ayrıca zina suç değildir ama ortada bir tecavüz davası varsa tecavüze uğrayan için zinadan bahsetmek olanaksızdır. Tecavüz mağduru kadının eşi konumundaki erkek için yargı ise; katlanılmaz bir durum içerisinde olduğunu düşünmekte. Çünkü kadının yaşadığı bu mağduriyet Türk toplumu için çok açık bir şekilde şunu ifade edebilir. Kadın kendisini korumak ve eşi için namuslu kalmak konusunda üzerine düşen her şeyi yapmak ve bu tür taciz kar davranışların oluşma ihtimalini bile ortadan kaldırmalıdır.

Bilindiği üzere Türk Medeni Kanununun m. 185 f. 111 hükmüne göre eşler birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. “Tasada ve kıvançta birlik” esası daima göz önünde bulundurulmalıdır. Eşler kötü ve acı günlerinde birbirlerine destek olmalı, üzüntülerini paylaşmalıdır. Eşler birbirlerini kötü ve acı günlerinde “kapının önüne koymamalıdır”.

Türk toplumu kötü ve acı gününde insanı kapının önüne koyanları hoş karşılamaz. Böyle bir olayda evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma (TMK. m. 166 f. I-II) koşullarının oluştuğunun kabulü Türk Medeni Kanununun m. 185 f. III hükmünün rafa kaldırması demektir. Kaldı ki çoğunluğu Müslüman olan Türk toplumunda affetmek, Kuran’ın insanı için bir onur, bir yüceliktir. Kendi isteğiyle olmadan ve başına (Yargıtayın çok sık kullandığı ve bizim eleştireceğimiz) ” semavi afet” geleni hoş görmek daha büyük bir onur ve yücelik olsa gerektir.

Gerek konuya ilişkin eserlerde gerekse Yargıtay kararlarında karşılaştığımız “semavi afet” deyimi açısından da konuya bakmak istiyoruz. Semavi, Allah’dan olan, Allah’ın işi anlamındadır. Afet, büyük felaket, bela anlamındadır. Semavi afet ise Allah’dan olan büyük felaket anlamındadır. Yargıtay ne gibi durumları semavi afet olarak nitelendirmektedir? Bir olgu, se­mavi afet sayılırsa evlilik birliği nasıl etkilenmektedir?

Yargıtaya göre semavi afetler şunlardır:

  • Kadının rahminin ameliyatla alınması ve bu yüzden doğum yeteneğini yitirmesi,
  • Eşlerden birinin felç olup cinsel ilişkide bulunamayacak hale gelmesi,
  • Kadının zorla ırzına geçilmesi
  • Tedavi olanağı bulunmayan rahatsız edici ağız kokusu.

Yargıtay, Allah’tan olan büyük felaketlere farklı sonuçlar bağlamaktadır. Karısının rahminin alınması sebebiyle bir daha çocuk sahibi olamayacak kocaya bu felaketi eşler birlikte göğüslemeli dir derken karısının zorla ırzına geçilirse kocaya bu felaketi göğüsle”me” denilmektedir.

Koca veya kadının özellikle acı günlerde birbirlerini daha çok desteklemeleri görüşünde olduğumuzdan aksi düşüncelere katılmadığımızı özellikle belirtmek istiyorum.

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi 151/3 üncü maddesine göre karı koca birbirine müzaheret ile mükelleftir. ÖZTÜRK (Temel Kavramlar), s. 28.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (RG. 12 Ekim 2004, Sayı: 25611) m. 233 hükmüne göre sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye bile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmektir

Türk Medeni Kanunu bir çok konuda gelişmiş özellikleri ile öne çıkarken her türlü semavi afet durumunda tarafsız olaylara bakan fakat cinsellik söz konusu olduğunda bu tarafsızlığın bir nebze değiştiği bir uygulama ortamını görebilmekteyiz.

Bu kadına büyük görevler yükler iken aslında bunların bir görev değil bir davranış biçimi olduğunu da görmezden gelemeyiz. Türk Ceza Kanununda tecavüz gibi yüz kızartıcı suç işleyenlere verile cezalar çok ağırdır. Böyle bir suçu işlemek için erkeğin aklına kadın tarafından bırakılmış mesajlar olabileceği düşüncesinin de etkisini inkar edemeyiz. Kadının hafif davranışlardan, en azından evlilik birliği çatısı altında iken uzaklaşması gerektiği gibi bir düşüncenin hakim olduğunu görmekteyiz. Evlilik kadın için bir davranış değişikliği zorunluluğunu da beraberinde getirdiği sonucu çıkabilmektedir.

Recommended Posts

Yorum Yapın