Boşanma Kavramının ve Boşanma davasının sosyolojik yönü incelemesi yapılmaması nedeni ile tarafların, taraf vekillerinin, yasa uygulayıcıların (aile mahkemesi hakimi yada aile mahkemesi sıfatı ile davaya bakan asliye hukuk hakimi), yasa denetleyicilerin (yargıtay), yasa koyucuların bakış açısının anlaşılamaması hukuk sistemine güvensizliği meydana getirmiştir. Bu nedenle bu çalışmamızda öncelikle sosyolojik açıdan bakıldığında boşanmanın tarihsel incelemesi yanında boşanma ve boşanma kavramına farklı kaynaklardan elde ettiğimiz veriler ile bir değerlendirme yapacağız.

Bu değerlendirme için; bizim tarafımızdan derlenmesi ve bizim bu konuda bir bilimsel yetkinliğimizin olmaması nedeni ile bilimsel bir çalışma niteliği mevcut değildir. Ancak biz sadece bilimsel çalışmaların ışığında kalarak günümüzde yapılan bilimsel çalışmaları ve bilim insanlarının bakış açılarını bir araya getirerek bir yorum yapma ihtiyacını duyduk. Hukuk bir yorum bilimi olması nedeni ile bu konuda bir çalışma konusunda her ne kadar yetkin olmasak bile Boşanma kavramının hukuk dışı incelemesini hukuksal değerlendirmeleri de göz önüne katarak inceleyebilecek bir kurum henüz mevcut değil ve bu yönde bir çalışma henüz yapılmadığı için biz ilk olarak bu konuya değindik. Belki bizim bu çalışmamızın ihtiyaç olduğunu bizim gibi farkedenler de bu konuda çalışmalar yaparak zaman içerisinde birisi tarafından bütün haline getirilir amacındayız.

Genel Olarak Boşanma insan doğasına uygundur.

Boşanma Davaları hakkında hemen herkesin bir fikrinin olduğu muhakkaktır. İlk insandan beri değişmeyen ve varlığını devam ettiren kavramların arasında bireyin öncelikli ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları iki gruba ayırabiliriz. Fiziksel ihtiyaçlar ve sosyal ihtiyaçlar olarak ayıralım

Fiziksel ihtiyaçlar

Nefes alma, sıvı tüketimi, beslenme, barınma (bedensel örtünme beraberinde mağara ve kovuklar ile başlayan konut edinme), üreme (neslin devamı)

Sosyal ihtiyaçlar

Bu ihtiyaçlar kadın ve erkek doğası gereği birbirinden farklılaşır ve ortak noktaları ve ayrılan noktalarını farklı değerlendirmek gerekir.

Bunlar değişen ve gelişen dünya düzeni içerisinde sürekli olarak farklılık gözetmesine rağmen bu ihtiyaçların kökeni değişmez. Her insan dünyada cenneti yaşamak ister bu nedenle sınırsız ihtiyaçları vardır. İslami anlamda buna nefs denmesine rağmen rasyonalizm buna hırs, beklenti, istek, şeklinde onlarca farklı şekilde ifade eder. Sadece talep edilen beklentinin yönü değişir. Bu talep ise aynı anda farklı coğrafyada yaşayan insanlar için bile farklılık gözetir. Bu talep ve isteklerde öncelik kavramı mevcuttur. Günümüzde savaş olan bir lokasyonda insanlar savaşın bitmesi yönünde ölüm korkusunu ortadan kaldıracak beklenti içerisinde iken bir başka lokasyonda bireyler yeni model araç veya daha iyi kıyafetler için gelirlerini nasıl arttıracaklarını düşünebilirler.

Bu genel yaklaşım sonucunda boşanma davasının oluşum nedenlerine hızlı bir geçiş yapacak olursak ilkel zamanlarda kadın da erkek de üreme amacı ile karşı cins ile yakınlaşma içerisindedir. İnsan denen canlının sahiplenme duygusunun çok gelişmiş olması. İnsanın son derece yavaş gelişim göstererek kendi başına hayatta kalma başarısını gösterebilme yaşının son derece uzun olması nedeni ile bakım ve gözetime ihtiyaç duyması nedeni ile kadınlar bu süre içerisinde çocukları ve kendilerini bu uzun süre içerisinde ihtiyaçlarını karşılama potansiyeli olan erkekleri tercih etmişlerdir. Bu nedenle ilkel zamanlarda; erkekte aranılan özelliğin güçlü, çalışkan ve sadık olma özellikleri kadınlar tarafından aranılan özelliklerdi. Bu dönemlerde de kadınların farklı beklentileri olmasına rağmen bu beklentiler karşılanmasa bile karşılanan özelliklerin kaybı çok daha yıkıcı olabiliyor ve bu nedenle kadınlar daha az öneme sahip beklentilerinin karşılanmamasından çok rahatsızlık duymuyor idi.

İslam dışı yaradılış ve ilk insana ait rivayetlere ve dini kabullere bakıldığında; Lilith denilen bir kadın vardır. Bu ise;

Musevilik ve Hıristiyanlık apokrif inançlarında Âdem’in ilk eşidir. Talmud’da yer alan Yaradılış bölümünün 1. Bab’ında Âdem ile beraber bir dişi (lilith) yaradıldığından, 2. Bölümde ise Âdem’in kaburga kemiğinden bir dişi (havva/eva) yaratıldığı yazılıdır.

Tevrat’ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Musevi dini kaynağı 2. Bölümde sözü geçen Havva’nın Âdem’in başka bir karısı olduğu, birinci bölümdekinin ise ilk karısı olan Lilith olduğuna inanırlar.

İbranilerin eski inanışına (Mitolojosine) göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldığından Âdemin kendisine eşit olduğu görüşündedir. Âdem’le birlikte olmayı şiddetle reddeder. Adem ısrar ettiğinde ise büyü ile kaçar ve onu terk eder. Melekler geri getirmek için Lilith’ i bulur ama kendisi Kızıldeniz ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem’e sadık olamayacağını bildirir. Melekler, geri dönmesi için her gün bir cin çocuğu öldürmeye başlar. Lilith’i de bunun karşılığına Adem’in soyundan her çocuktan, erkelerde sünnet oldukları 8. güne, kızlarda 20. güne kadar kendi adının yazılı muskayı taşımayan çocukları öldüreceğine yemin eder. Bugün dünyada var olduğuna inanılan cinler Adem ile Lilith’ in ve Tuval Kabil eşi Naama’ ın birlikteliğinden meydana gelmiştir. Adem ile Havva’nın sınırlı hayat ile lanetlenmeden önce, cenneti terk ettiğinden ölümsüzdür. Lilith’ den sonra Tanrı, ismi bilinmeyen bir başka eş daha yaratır ve Adem’de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, Daha sonra Âdem’i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur.

İlk boşanmanın lilith ile birlikte olduğuna inanan büyük bir kesim mevcuttur.

Bu nedenle;

İlk insandan beri dünya üzerinde var olan sosyal kavramların Birincisi Evlilik ikincisi ise boşanmadır.

Yazılı tarih incelendiğinde yazının icadı ve yazılı kaynakların varlıklarının tamamında toplum ile ilgili kayıtlarda boşanmanın varlığı görülmektedir. Buda yaklaşık 4000 yıllık bir yazılı tarihte insanın son 4000 yılında boşanma kavramının yazılı olarak kayıtlarda var olduğu büyük bir gerçektir.

Buraya kadar ne yapmaya çalıştık.

Öncelikle boşanma insanlık tarihi kadar eskidir. Peki bunu neden söyledik. Boşanma nedeni ile hayatlarının eskisi gibi olmayacağını düşünen ve bu noktada ciddi psikolojik travma yaşayan bireylerin bu satılar arasında öncelikle yalnız olmadıklarını kendilerinden önce ve kendilerinden sonra da boşanma kavramının var olacağını bilmeleri gerekmektedir.

Peki neden insanlar evlendikleri halde boşanma ihtiyacı duyarlar.

Bir çok bilim adamı bu konunun tek açıklaması olarak şunu söylerler.

İnsan doğası boşanmaya uygun ve tek eşliliğe aykırıdır. Yani insanın poligam (erkek için ) ve poliandri (kadın için) olması ile bunu açıklayabilmektedirler. Poligami kavramını biz erkek ve kadın için yani poligami ve poliandri için kullanacağız.

Poligami insan doğasına uygundur bu nedenle kadın olsun erkek olsun sürekli bir araştırma içerisindedir. Üreme ve neslin çoğalma isteği ile beraber en mükemmel gen arayışı hücre yapısına kadar kodlandığı iddiaları konusunda bilimsel araştırmalar mevcuttur.

İnsanın bilinç altındaki poligamik yapısı nedeni ile evli iken bile evli olduğu bireyden daha genç, daha güzel/çekici/yakışıklı, daha güçlü/sağlıklı, karşı cins arayışı üreme yeteneği kaybına kadar devam eder. Bu durum; kadınlarda 45 li yaşlarda yaşanmasına rağmen bu yaş sonrasında da yaşlılık nedeni ile kadının bakım ve ihtiyaçlarının karşılanması arayışı nedeni ile eş arayışı devam eder. Ancak üreme amacı ile bir eş aramadığı için var olan eşini değiştirmek ortada bir sorun yok ise kadınlar tarafından çok tercih edilen bir durum değildir. Erkeğin ise üreme yeteneğini ölüm ile kaybettiği kabulü yapılır. Bu nedenle erkek her yaşta bu arayışına devam edecektir. Ki bu doğa da da böyledir. Doğadaki hayvanların dişisi erkekler arasındaki mücadelede seyirci kalan ve mücadeleyi kazanan erkeğe itaat eden bir yapıdadır. Bunu maymunlarda, aslanlarda, timsahlarda, kurtlarda ve kedigillerin tamamında görebilirsiniz.

İnsanın sosyal bir yapıda olması ve HUKUK ile Türkçede tarif ettiğimiz ve bu gün insan yaşamının olduğu her coğrafyada karşılığı olan toplumsal kuralların düzenlendiği kavram altında düzenlenmiştir. Soybağı ve nesep konusunda belirsizliklerin ortadan kaldırılması ve toplumun kaosa sürüklenmemesi için evlilik kurumunun ortaya çıkması bir zorunluluk olmuştur. Bu zorunluluk ölümlü yapıdaki insanın Miras ile ilgili konular yanında henüz yaşamını devam ettirirken daha güçlü (ekonomik yada fiziksel) olan bireylerin kadınları tekeline almasının önünde geçme amacı ve doğadaki kendisinden olmayan doğumları katleden canlılar örnek alınarak insan yaşamında da bu ve benzeri olayların olmasının önüne geçmek amacı mevcuttur.

Hukuk sisteminin sürekli olarak kendisini insan yaşamı ile güncellediği düşünülürse evlenme kuralları yanında boşanma kurallarının da sürekli olarak güncellendiği görülmektedir.

Boşanma Davası toplumun bağlı bulunduğu hukuk sistemi içerisinde düzenlenen kurallar bütünü ile evli olan her iki bireyinde mağduriyetini ve bu nedenle toplumdan kopuk bir yaşam sürmeye terk edilmelerinin engellenmesi ve her iki bireyinde bir an önce eski yaşamlarına geri dönmelerinin sağlanmasını amaçlamaktadır.

Ancak tüm dünyada hak ve adalet kelimelerinin karşılığı suç ile ilişkili olarak düşünülür. Ancak boşanma sosyal bir olgu olması nedeni ile yaklaşık 2000 yıldır gelişmiş medeniyetler kuran insan yaşamında hak ve adalet kelimeleri ile boşanma kelimeleri yan yana kullanılmaktan sürekli kaçınılmaktadır. Boşanma neticesinde beklentisine uygun sonuç alan bireyin hak ve adaletten bahsetmesi gerektiği düşüncesinde olanlara ancak şu söylenebilir. “Boşanma Beraberinde her iki tarafında kendi hakkının yendiğini düşündüğü ender olaylardan biridir.” Boşanmış olan tüm bireylere sorun boşanma neticesinde tam olarak istediklerini elde edememişler ve kayıplar yaşamışlardır.

Bunun iki net sebebi vardır. Birincisi bireylerin boşanma ile elde etmeyi düşündükleri beklentilerini yüksek tutmaları ve yaşadıkları olayları hukuksal değerlendirmemelerinden meydana gelir. En somut örnek şudur; Zina mutlak boşanma sebebidir. Tespiti halinde boşanma kararı verilir. Zina yapan kadın ise ve küçük yaşta çocukları var ise mahkeme çocuk velayetini yine anneye verebilir. Burada baba kadından tazminat alması durumunda bile beklentisinin karşılanmadığını düşünecektir. Erkek buradaki kadının haysiyetsiz olması argümanı üzerinde yoğunlaşırken hukuk sistemi zinayı haysiyetsizlik değil sadakatsizlik olarak değerlendirir ve boşanma aşamasında çocuğun üstün menfaatini gözetecektir. Zina evlilik birliğine yapılan bir saldırı ve zina yapmayan eşe yöneliktir. Çocukların velayet konusu ise çocukları ilgilendiren ve kadının çocuklarına olan davranışı konusunda bir olumsuzluk yok ise kadın çocukların velayetini alabilir. Ve Erkek çocukları için iştirak nafakası ödeyebilir.