Doğumun hukukî sonuçları

İslâm hukuku doğuma bir takım sonuçlar bağlamıştır. Bunların bir kısmı çocuğun nesebinin sabit olması, emzirme (Radâ), bakım (hıdâne), nafaka gibi daha çok çocuk için söz konusu olan haklardır.

a) Nesep

Dar manada nesep, çocuğun ana ve babasıyla olan hısımlık münasebetini ifade eder. Çocuğunun nesebinin onu doğuran kadına bağlanması için, anası olduğu ileri sürülen kadın tarafından dünyaya getirilmiş olduğunu ispat yeterli olur. Nesep bağını kurmak için ayrıca başka bir hukukî yol aramaya gerek yoktur. Bu bakımdan doğum, çocuk ile onu doğuran kadın arasında hısımlığın oluşmasını sağlar.  Bunun gereği olarak da hısımlığa bağlanan hak ve yükümlülükler kendiliğinden işlemeye başlar. Belgeler uygulamanın bu doğrultuda olduğunu göstermektedir. Terekesine heytül-mâl emini’ tarafından el konan Lâlezâr binti Abdullah isimli kadının boşandığı kocası, Mehmet adındaki çocuğun adı geçen kadından olduğunu şahit dinleterek ispat edince, ‘beytü’l-mâl’e geçen terekeyi oğlu adına geri alır.

b) Hıdâne

İslâm hukukunda çocukların bakım ve terbiyesine hıdâne’ adı verilmektedir. Çocukların bakım ve terbiyesi özellikle evlilik birliğinin bir sebeple sona ermesi durumunda önem kazanmaktadır. İslâm hukukçuları, eşlerin ayrılması halinde çocukların bakım ve terbiye-sinin kimin tarafından ve ne şekilde yerine getirileceğini bir takım hükümlerle düzenlemişlerdir.

Çocuğun belli bir yaşa kadar bakım ve terbiyesi ilk önce anaya verilmektedir.  Yalnız bunun için ananın hür, akıllı, buluğa ermiş, çocuğa bakmaya gücü yetecek durumda olması gerektiği gibi çocuğun sıhhat ve ahlâkını korumada güvenilir kimse olması da aranır. Ayrıca yabancı biri ile de evli olmamasına da bakılmaktadır.  Bu şartları taşıması halinde çocuğun bakım ve terbiyesi öncelikle onu dünyaya getiren anaya aittir.

Bir hak mı yoksa bir görev mi olduğu tartışılan hıdâne, Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre bir hak olarak kabul edilmektedir. Bu bakımdan zorlayıcı şartlar bulunmadığı sürece anne çocuğun bakım ve terbiyesini üstlenmeye zorlanamaz. Ayrıca evlilik sona ermiş ise anne bu iş için ücret alma hakkını da elde eder. Buna göre baba, çocuğun bakımını üstlenen kişiye ücret ödemek zorunda olduğu gibi, bu süre zarfında onların nafakasını da karşılamakla yükümlüdür.

Nitekim tahlilini yaptığımız belgelerde, İvazpaşa köyünde oturan Bistân b. Dâvud’un Aişe ve Fatıma isimli iki küçük kızının annesi ve mürebbisi Devrane binti Ali isimli kadın, adı geçen kızlara günlüğü 4 akçe nafaka ile bakmakta olduğunu ve toplam 8640 akçe tutarındaki alacağını küçük kızların vâsilerinden aldığına dair itirafı sicilde yer almaktadır.  Bu da gösteriyor ki, ruh ve beden sağlıkları açısından bir engel bulunmadığı sürece çocuklar, belli bir yaşa kadar anneleri yanında kalması ve bu süre zarfında ihtiyaçlarının babaları tarafından, o yoksa kanunî temsilcileri tarafından karşılanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu şekli ile uygulamanın İslâm hukukundaki hıdâne hükümlerine uygun olarak gerçekleştiği ortaya çıkmaktadır.