Evliliğin İptali - Butlan - Davası Detay Bilgiler

Butlan Kararı Sonuçları

Evliliğin İptal Kararının Hukuki Niteliği ve Sonuçları

Evliliğin iptal edilmesi hukuki bir karardır. Sonuçları olan ve inşa-i nitelikte bir karardır. Boşanma kararları nasıl bir sonuç doğurur ise Butlan yani evliliğin iptal kararı da bir sonuç doğurur. İnşa-i kelimesi burada verilen kararın sonucunda yeni hukuki kararların alınması sonucunu oluşturacağı anlamında kullanılan hukuki bir terimdir. Ortaya çıkan yeni sonuçların yapıcı olacağı anlamını taşımaz. Hakim kararı verilene kadar evliliğin tüm sorumlulukları devam eder. Vatandaşlık hakları, mirasçılık hakları, mal rejiminde evlilik birliği içerisinde edinilen mallara katılım hakları gibi boşanma veya butlan kararı çıksa bile devam edecek hukuki süreçlerin varlığı devam eder. Bu nedenle biz bu tür davalara da boşanma davası titizliği ile ele alınması gereken bir tür boşanma davası gözü ile bakıyoruz.

TMK. Madde 156 -Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.

Buna göre mutlak veya nisbi butlan sebepleriyle sakatlanmış bir evlilik, ancak mahkemenin “evliliğin iptali” kararıyla, bu kararın kesinleşmesiyle son bulur. Böylece yeni bir hukuki durum ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle “evliliğin iptali davası” inşa-i dava niteliğindedir.

Evlilik, ister mutlak butlan ister nisbi butlan sebepleriyle sakatlanmış olsun, iptal kararının kesinleşmesine kadar geçerli bir evliliğin hüküm ve sonuçlarını doğurur. Bu yasal düzenlemeye göre evliliğin iptali kararı geçmişe etkili değildir. Etkisi geleceğe yöneliktir.

Çocuklar Yönünden Butlan Kararının Sonuçları

TMK. Madde 157 – Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyi niyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar.

Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Butlan sebeplerinden iptaline karar verilen evlilik içinde doğan çocuk, geçerli bir evlilikte dünyaya gelen bir çocuğun tüm haklarına sahiptir. Örneğin, soy bağı düzgündür, ailenin soyadını taşır, Türk vatandaşlığını korur.

Evliliğin iptalinde sonra, velayet, nafaka, kişisel ilişki ve diğer konularda boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Eşler yönünden Butlan kararının sonuçları

TMK. Madde 158 – Evlenmenin iptaline karar (butlanına) verilirse, evlenirken iyi niyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.

Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Butlan davası sonunda verilen iptal kararı, eşler arasında o güne kadar mevcut olan batıl evliliğe son verir; eşler iptal kararının kesinleştiği andan itibaren artık evli değildirler. Bu itibarla eşlerden her biri bu andan itibaren yeni bir evlenme yapabilme imkânına sahip olur. Ancak kadın için yine de üç yüz günlük yasal bekleme süresi söz konusu olabilir. Evlenme dolayısıyla meydana gelmiş olan kayın hısımlığı iptal kararının kesinleşmesiyle sona ermeyeceğinden (TMK. Madde 18/2), kayın hısımlığı ile ilgili evlenme yasağı devam eder. Bu itibarla, iptal kararından sonra eşlerden biri diğerinin üst soy ve alt soyu ile evlenemez.

Medeni Kanun, evlenme iptal edilmiş ve dolayısıyla evlilik ortadan kalkmış olsa bile, iyi niyetli olan eşin bu evlenmeyle kazanmış olduğu kişisel durumunu koruyacağını öngörmüştür. O halde bir eşin evvelce elde etmiş olduğu kişisel durumunu koruyabilmesi, onun evlenirken iyi niyetli olması şartına bağlanmıştır. Eşin iyi niyetli olması demek evlenme töreni sırasında butlan sebebinin mevcudiyetini bilmemesi veya gerekli özeni göstermiş olmasına karşın öğrenememiş olması demektir. Eş iyi niyetli değilse, evlenmeyle kazandığı kişisel durumu kaybeder. İyi niyetli kadın, evlenmeyle kazandığı kocasının vatandaşlığını da korur. (Türk Vatandaşlık Kanunu. Madde 5/2).

Boşanan kadın iyi niyetli olsa bile, boşandığı kocasının soyadını kullanmaya devam edemez; evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer evlenmeden önce dul idi ise, hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir (TMK. Madde 173/1). Ancak boşanan kadın boşandığı kocasının soyadını kullanmaya devam etmekte menfaati bulunduğunu ve bunun da kocaya zarar vermeyeceğini ispat ederse, hâkim onun kocanın soyadını taşımasına izin verebilir. ( TMK. Madde 173/2) Fakat şartların değişmesi durumunda kocanın bu iznin kaldırılmasını isteme hakkı vardır. (TMK. Madde 173/3)

Eşlerin birbirlerinden isteyebilecekleri maddi tazminat ve manevi tazminat, nafaka ve eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Eşlerin batıl olan evlenme ile kazanmış oldukları erginliğin, evliliğin iptali kararından sonra devam edip etmeyeceği de tartışmalıdır. Bazılarına göre evlenmeyle kazanılmış olan erginliğin evliliğin iptalinden sonra da korunması gerekir. Bazıları, evlenme ile kazanılmış olan erginliğin, evliliğin iptali kararından sonra artık korunamayacağı görüşündedirler. Bir başka görüş ise eşin iyi niyetli olup olmamasına göre bir ayrım yaparak, iyi niyetli eşin kazanmış olduğu erginliği koruyacağı, kötü niyetli eşin ise koruyamayacağı fikrini savunmaktadırlar.

Butlan Kararı sonrasında Mirasçıların Dava Hakkı

TMK. Madde 159 – Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.

Madde metninde de belirtildiği gibi, evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak evliliğin iptali davası sürerken taraflardan birinin ölmesi üzerine mirasçılarının davayı sürdürme yetkileri vardır. Sağ kalan eşin mirasçılık durumunda ise, onun evlenme akit edilirken butlan sebebini bilip bilmediğine bağlanmıştır. Ayrıca sağ kalan eş kandırılan eş olabilir veya kandıran eş olabilir.

Mirasçı olan eşin kötü niyetli ve kandıran eş olması ve miras nedeni ile fayda görecek olması durumunda ölen iyi niyetli eşin bıraktığı miras üzerindeki hakkını davayı devam ettirenler tarafından kötü niyetli ve kandıran olduğu ispatlandığında kaybeder. Miras üzerinde bir hak talep edemez.

Görüldüğü gibi çok kısa düşünülerek verilen bir evlilik kararının iptali bile ne kadar haklı gerekçeler olursa olsun birçok noktada etki bırakmaktadır. Bu nedenle uzun süreçler ve nihayetinde bireyin önünde yaşama devam etmesi yolundaki bir engel olan evliliğin iptali ( bu yazı için ) veya boşanma davasının yıpratıcı bekleme süreçlerini uzman bir boşanma avukatı desteği ile devam edilmesini biz takipçilerimize tavsiye ediyoruz.

Mutlak Butlan Davası

Evlenmede Mutlak Butlan Sebepleri 

Butlan ( evliliğin iptali) davası bir boşanma davası değildir. Evliliğin iptal edilmesi işlemidir. Evliliğin iptal kararı kesinleşinceye kadar evliliğin varlığı ile ilgili tüm kurallar geçerlidir. Mutlak Butlan ise varlığı durumunda evliliğin ertelenmeden ve kesinlikle iptal edileceği durumları belirleyen kavramdır. Ortada bir evlilik olması nedeni ile bu dava türü boşanma davasından ayrılır. Fakat bu davaya gösterilecek özen titizlik de tıpkı bir boşanma davasına gösterilecek özen ve titizlik kadar olmalıdır. Nihayetinde sonlandırılmak istenen bir evlilik vardır ve bu evliliğin sonlandırılması devamında bir çok hukuki sonuçları bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle bu dava her ne kadar bir boşanma davası olmasa bile boşanma davası hassasiyetinin gösterilmesi gereken sosyal ve hukuki sonuçları olan bir davadır.

Kanunumuz evlenmenin mutlak butlanını gerektiren sebepleri 145. maddesinde sınırlı olarak saymıştır; bu sebeplerden başka bir sebeple mutlak butlan davası açılamaz.

TMK. madde 145- Aşağıdaki hallerde evlenme mutlak butlanla batıldır: (evlilik yok sayılır ve iptal edilmesi kesindir)

  1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması,
  2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması,
  3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması,
  4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması.

Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması

Evlenecek kişi daha önce evli ise, önceki evliliğin sona ermiş olması gerekir. Önceki evliliğin ölüm, boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkmış olmasının önemi yoktur. TMK. nun 130 uncu maddesi şöyledir: ‘Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır’.

Önceki evliliğin boşanma ile sona ermesi durumunda boşanma kararının kesinleşmesi şarttır. Zira boşanma kararı inşa-i nitelikte bir hüküm olup kesinleşmedikçe icra olunamaz ( HUMK madde 443/4).

Gaiplik durumunda, (bireyin kendisinden haber alınamadığı ve yaşayıp yaşamadığının bilinememesi durumunda) eşin gaipliğine karar verilmiş olması, ‘aynen gaibin ölümü’ gibi hukuki sonuç doğurmakta ise de ( TMK. madde 35), bu karar evliliği sona erdirmez. Gaiplik kararı alan eşin yeniden dava açarak ‘evliliğin feshi’ ni talep etmesi ve bu doğrultuda mahkemeden karar alması gerekir. Türk Medeni Kanunu evliliğin feshi talebinin gaiplik başvurusuyla birlikte yapılabilmesine de olanak tanımaktadır ( TMK. madde 131/2) Şu halde, ister gaiplik davasında ileri sürülen evliliğin feshi talebi olsun , ister bağımsız açılmış bir dava olsun; gaiplik nedeniyle evliliğin feshine karar verilmesi sonucunu sağlamış ve bu karar kesinleşmiş ise davacı eş ikinci kez evlenebilecektir. Salt gaiplik kararı alan ancak evliliğin feshi için dava açıp bu yönde karar elde etmeyen kişinin yeniden yaptığı evlilik batıldır, kesin hükümsüzlük nedeni ile sakattır.

İmam nikahı ile yapılan evlilikler ‘yok evlilik’ sayıldığından, bu şekilde birleşen eşlerin resmi şekilde ve başkalarıyla evlilik yapmalarına bir engel yoktur. Bu şu anlama gelmemelidir. İmam nikahı ile yapılan evlilikler hukuk sistemi tarafından kabul edilemez, bu nedenle tarafların kendi aralarında kurdukları ortak yaşamın hiç bir resmi dayanağı yoktur. Bu nedenle imam nikahı ile yapılan evliliklerde varlık buran olumsuz sorunlarda boşanma hükümlerinden söz etmek olası değildir.

Butlan davası sebebi olarak karşı tarafın bir başkası ile “imam nikahı” ile evli olması da bu nedenle sebep olarak gösterilemez.

Türk Medeni Kanununun 137 inci maddesinin ikinci fıkrasında: Tarafların evlenmesine yasal bir engeli bulunduğunun anlaşılması halinde, evlendirme memurunun evlenme başvurusunu reddetmekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Yasal engellerden biri de evlenmek isteyen tarafların birinin evli olmasıdır. Her nasılsa önceki evliliğe rağmen resmi memur tarafından yeni evlilik işlemleri yapılmış ve tamamlanmış ise; ortada mutlak butlanla sakatlanmış bir evlilik var demektir. Diğer eşin bu durumu bilmemesi, hatta bilmesinin gerekmemesi sonucu değiştirmez.

İkinci evlilikte yeni eşin iyi niyetinin korunması gereken şarlar hakkında öğretide kabul edilen görüş şöyledir;

İlk evliliğin ölüm, butlan, boşanma, gaiplik’den ötürü feshi gibi nedenlerle ortadan kalkması,

İkinci evlilikteki diğer (yeni) eşin iyi niyetli olması: Önceki evliliği bilmemesi, bilecek durumda olamaması.

Bu iki koşulun varlığı halinde ikinci evliliğin geçerli olacağı kabul edilmektedir.

Zira önceki evlilik hukuken ortadan kalktığına göre, ikici evliliğin iptali yönüne gitmekte kamusal bir yarar yoktur. Tersine, böyle bir sonucun kabulü, ikinci eş ve çocukların zararınadır. Sözünü ettiğimiz varsayımda, iyi niyetli eşin hata veya hile sebebine dayanarak nisbi butlan davası açabileceği ileri sürülmektedir.

Önceki evliliğin boşanma ile sona erdiren karara karşı yargılamanın iadesi yoluna gidilmiş ve karar iptal edilmiş ise ikinci evliliğin geçerli sayılıp sayılmayacağı konusunda da tartışmalar vardır. Bazı yazarlar ikinci evliliği geçerli saymanın daha adil bir çözüm olduğu görüşündedirler. Yargıtayın bu konu ile ilgili olarak kararı mevcuttur.

Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebep ile ayırt etme gücünden yoksun bulunması.

TMK.’nun 13 üncü maddesine göre, “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, ya da bunlara benzer sebeplerin biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir”.

Yasal tanıma göre ayırt etme gücü: kişinin akla uygun biçimde davranma yeteneğidir. Akla uygun davranma ise: Kişinin fiil ve hareketlerinin saiklerini ve sonuçlarını doğru olarak kavrayabilmesini ve buna uygun davranmasını ifade eder.

Ayırt etme gücü, psikolojik süreçleri olan bir kavramdır. Akla uygun biçimde davranış şu aşamalardan geçer: Kişinin, eylemde bulunmadan önce bunun nedenini ve dürtüsünü (saikini) düşünmesi (düşünce ve yargı), bu dürtüye uygun olanını arzulaması (istek ve irade), nihayet bu doğrultuda eyleme geçmesi (icra, yürütme). Ayırt etme gücü göreceli bir kavramdır; kişi her davranış ve eyleminde bu yeteneği sergilemeyebilir. Örneğin genelde sağlıklı düşünen, makul davranan biri, bir olay ya da olgunun etkisiyle (kızgınlık, öfke, aşırı sevinç) makul olmayan bir eylemde tasarrufta bulunabilir. Başka bir anlatımla ayırt etme gücünü sürekli bir kişisel yeti olarak düşünmemek gerekir.

Evlenme engeli olarak kabul edilen husus ; ayırt etme gücünden geçici olarak yoksunluk değil, sürekli olarak yoksunluktur. Yani ayırt etme gücünden yoksunluk sürekli bir nedene dayanmalıdır. Bunun mutlaka bir akıl hastalığı şeklinde belirmesi şart değildir. Başka bir hastalıktan, patolojik bir durumdan kaynaklanabilir. Kaldı ki akıl hastalığı ile ayırt etme gücü farklı kavramlardır. Birçok akıl hastalığı türü vardır ve her akıl hastalığının ayırt etme gücünü sürekli ortadan kaldıran nitelikte olduğu söylenemez. Bu nedenle yasa koyucu, akıl hastalığını bağımsız bir mutlak butlan sebebi olarak düzenlemiştir. Fakat burada da sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olduğunun ispatı gerekmektedir. Bu ispat edildiğinde evliliğin iptali kararı kesinleşecektir.

Eşlerden Birinde Evlenmeye Engel Olacak derecede akıl hastalığının bulunması

Medeni Kanunda akıl hastalığının evlenmeye engel derecede bulunması , kesin geçersizlik nedeni kabul edilmiştir.

Başka bir anlatımla her türlü akıl hastalığı evlenme engeli sayılmamıştır. Bu ayrım şu nedene dayanmaktadır: Akıl hastalığından maksat, ayırtım gücünü sürekli bir biçimde kaldıran; genetik açıdan gelecek neslin akıl sağlığını tehdit eden türde hastalıktır. Psikiyatri bilimi açısından bir çok akıl hastalığı türü bulunmaktadır. Bunlardan örneğin, saralılar, şizofrenler ya da melankoliklerin makul biçimde hareket edebilme kabiliyetlerinin bulunduğu belirtilmektedir. Ancak bunun tespiti psikiyatri alanında uzman hekimlerin işidir. Evlenen kişide akıl hastalığı bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise türü ve özellikleri bakımından evlenmeye engel derecede olup olmadığı, bu konularda alınacak resmi sağlık kurulu raporu ile belirginlik kazanacaktır.

TMK. nun 133 üncü maddesi, 145 inci maddenin 3 üncü bent hükmüyle tutarlı şekilde kaleme alınmıştır:

‘Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler’.

Bu yasal düzenlemelerde çıkan sonuç, evlenmeye engel derecede akıl hastalığına yakalanmış kişilerin evlenme ehliyetinin bulunmadığı, yani evlenmelerinin yasak olduğudur. Her nasılsa akıl hastalığına yakalanmış kişi ile yapılan evlilik mutlak butlan sebebini oluşturur. Düzenlemenin amacı, doğacak çocukları gelecek neslin sağlığını korumaktır. Bu da tüm toplumu ilgilendirdiğinden, sonuç olarak normun düzeni düşüncesiyle konulmuş olduğu vurgulanmalıdır.

Evlenme akdi yapıldığı sırada evlenmeye engel derecede akıl hastası olan eşin sonradan iyileşmesi ve bunun resmi sağlık kurulu raporu ile belgelenmesi halinde butlan davası yetkisi sınırlandırılmıştır: Butlan davası Cumhuriyet Savcısı, sağlıklı eş ya da ilgisi olan herkes tarafından değil, sadece akıl hastalığı iyileşen eş tarafından açılabilecektir.(TMK. 147/2.maddesi)

Eşler Arasında Evlenmeye Engel olacak derecede Hısımlığın olması

TMK nunda hısımlık açısından evlenme engelleri 129. maddede şöyle düzenlenmiştir:

Üst soy ile alt soy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenler arasında,

Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üst soyu ile alt soyu arasında

Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin alt soyu ve eşi arasında

yapılan evlilikler kesin geçersizlik (mutlak butlan) sebebiyle sakattır.

MUTLAK BUTLAN DAVASINDA USUL HÜKÜMLERİ

DAVACI: TMK. nun 146. maddesinde dava açmaya hakkı bulunanlar şöyle belirtilmiştir: Dava açma görev ve hakkı, Mutlak butlan davası, Cumhuriyet Savcısı tarafından re’sen açılır.

Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.’

Cumhuriyet savcıları bakımından koşulları oluştuğunda butlan davası açmak bir hak olarak değil bir görev olarak düzenlenmiştir. İki kavram arasındaki farkı hatırlatmak gerekirse:

Bir hakka sahip olan kişi, kural olarak tasarruf yetkisine de haizdir; yani hakkı kullanıp kullanmamak, devretmek yada ondan vazgeçmek hak sahibine tanınmış bir yetkidir.

Oysa Cumhuriyet Savcısı açısından böyle bir yetki söz konusu değildir. Koşulları oluştuğunda butlan davasını bir dava name ile açmak Cumhuriyet Savcısı için yasal bir görev, yasal bir zorunluluktur.

Mutlak butlan davası açma hakkına ‘ ilgisi olan herkes’ de sahiptir. Kanunda kullanılmış olan bu terimi evlenmenin iptalinde maddeten ya da manen ilgileri olan kimseler şeklinde anlamak gerekir. O halde eşlerden biri, onların ana babaları ve mirasçıları ile vasileri ilgili sayılırlar. İlgisi olanlar tarafından açılan butlan davalarında Cumhuriyet Savcısının hazır bulunmasına lüzum yoksa da Cumhuriyet Savcısının kendisinin açtığı davada bizzat bulunması gerekir. Ayrıca Butlan Davasını açan taraf olarak Bazı kamu kuruluşları da yer almıştır. Örneğin S.S.K. geçersiz bir evlilik nedeni ile Ölen bir erkeğin geçersiz evliliğe sahip eşine erkekten doğan ödemeyi yapmamak için Butlan davası açabilmekte ve taraf olabilmektedir.

Akıl hastası veya ayırt etme gücünden yoksun olanların sonradan akıl hastalığından kurtulmaları veya iyiyi kötüden ayırt etme yeteneğine kavuşmaları halinde butlan davası, TMK. nun 147/2 maddesine göre dava hakkı sadece ayırt etme gücüne sahip değilken ya da akıl hastası iken ayırt etme gücünü sonradan kazanan ya da akıl hastalığı iyileşen eş için tanınmıştır.

İkinci evlilik yapıldıktan sonra birinci evlilik boşanma, ölüm veya butlan sebeplerinden biriyle sona ermişse ve ikinci evliliği yapan eş iyi niyetli ise butlana karar verilemez. İkinci eş birinci evliliği bilebilecek durumda değilse veya bilmediğini kanıtlarsa iyi niyetli sayılmalıdır.

TMK. 147/3 maddesinin gerekçesinde evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliğinin mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermesi ve ikinci evlenmede de diğer eşin iyi niyetli olması halinde, artık mutlak butlan sebebi kalmadığından, evlenmenin butlanına karar verilmeyeceği öngörülmüştür.

DAVALI: Cumhuriyet Savcısının veya ilgisi olanlardan birinin açacağı butlan davasında, davalı her iki eştir. Eşlerden birinin açacağı davanın ise, diğer eşe yöneltilmesi gerekir. Eşlerden biri veya her ikisi birden ölmüş oldukları takdirde Cumhuriyet Savcısının dava açma hakkı ortadan kalkmakta ise de, ilgisi olanlar ölen eşin veya eşlerin mirasçılarına karşı butlan davası açabilirler (TMK. 147/1).

BUTLAN DAVASININ SÜREYE TABİ OLMAMASI

Nispi butlan sebepleriyle evliliğin iptali davasının açılması yasada belli bir hak düşürücü süreye bağlanırken (TMK. Madde 152), mutlak butlan davası için herhangi bir süre öngörülmemiştir. Dolayısıyla bu tür davalar her zaman açılabilir.

BUTLAN DAVASINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME VE YARGILAMA USULÜ

Türk Medeni Kanununun 160 ıncı maddesi şöyledir:

‘Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır’.

Yasa 168., 169. ve 184. madde hükümlerine yollama yapmaktadır. Buna göre butlan davasında yetkili mahkeme; eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK. Madde 168). Görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesidir. Uygulanacak yargılama yöntemi, HUMK nun madde 178. ve devam eden maddelerinde öngörülen ‘yazılı usul’ dür.

BUTLAN DAVASINDA, DAVA SEBEPLERİNİ İSPAT YÜKÜ VE İSPAT VASITALARI

Türk Medeni Kanununun 6. maddesi uyarınca butlan sebeplerini ispat yükü davacıda dır. Bu kural, Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan davalar için de geçerlidir. İspat araçları bakımından: Eşlere ait nüfus kayıtları, tanık; akıl hastalığı ve ayırtım gücünün tespiti bakımından resmi sağlık kurulu raporu, iddia ile ilgili hukuk ve ceza davası dosyaları ikame ve ibraz edilebilir. Ancak yemin, ikrar ve kabul gibi taraf beyanlarının hukuki sonuç doğurmayacağına ilişkin 184 üncü madde kuralı burada da geçerlidir. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder. (madde 184/4). Yine hâkim dayanılan olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. (madde 184/1).

BUTLAN DAVASININ HAKKININ SINIRLANMASI VEYA KALKMASI

Evliliğin mutlak butlan sebepleriyle iptali davasının hangi hallerde sınırlandığını veya ortadan kalktığını TMK. nun 147 inci maddesi hükmüne göre şu şekilde belirtmek mümkündür;

Evliliğin Sona Ermesi:

Evliliğin ölüm veya boşanma sebeplerinden biri ile ortadan kalkması halinde Cumhuriyet Savcısının butlan davası açma imkânı kalmamaktadır. Açılmış olan dava sürerken evliliğin son bulması durumunda, ‘davanın konusuz kalmasından ötürü esas hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına’ şeklinde davayı sonuçlandırmak gerekecektir.

Bu kural, Cumhuriyet Savcısı dışındaki davacılar için geçerli değildir. ‘ Her ilgili’ evlilik hukuken sona ermiş olsa bile mutlak butlan durumunun karar altına alınmasını isteyebilir.

Ayırt Etme Gücünün Kazanılması

Akıl hastalığının iyileşmesi:

Burada yargısal koruma hakkı yalnız eşlerden birine tanınmıştır. Bu eş, evlenme sırasında ayırt etme gücünü yitirmiş olan veya akıl hastalığına yakalanmış bulunan ancak evlenmeden sonra ayırt etme gücüne ve sağlığına kavuşan eştir.

İyi Niyetli Eşin Korunması:

Evli iken yeniden evlenen kişinin önceki evliliği; ölüm, boşanma veya evliliğin feshi nedenlerinden biriyle sona ermiş ise, ikinci evliliğin butlanına karar verilememesi; ikinci evlenme de diğer eşin iyi niyetli olmasına bağlıdır. Başka bir anlatımla diğer eş evlendiği sırada evlendiği kişinin evli olduğunu biliyor ve bilecek durumda ise ikinci evliliğin kesin hükümsüzlüğü devam eder. Bu kabul biçimi yasal düzenleme bakımından tutarlıdır. Aksi düşünce çift evlilik olgusuna belli koşullarda onay vermek anlamına gelirdi.

Burada ifade edilen bir durum içerisinde bulunduğunuzu düşünüyorsanız Ve boşanma isteğiniz var ise en azından durum değerlendirmesini uzman ve deneyimli bir boşanma avukatı ile yapmanızı öneririz. Maddi tazminat ve manevi tazminat konuları ile birlikte TCK Türk Ceza Kanunu nu ilgilendiren bir durumun ortada var olması ihtimali mevcuttur.

Evliliğin iptali konusunda detaylı bilgiye sahip olmak bu davanın sonucunun beklentilerinize uygun sonuçlanacağı anlamına gelmemektedir. Yerinde yapılmayan analizler neticesinde yapılan bazı küçük hatalar bile dava süresini uzatabilmekte ve beklenilen sonucun alınmasını yıllar süresince geciktirebilmektedir. Bu nedenle bu dava türünde de boşanma davasına gösterilen hassasiyet gösterilmeli ve uzman boşanma avukatı desteği ile bu yola çıkılması bizim tarafımızdan önerilmektedir.

Nisbi Butlan Davası

Nisbi Butlan Davası

Nisbi Butlan

Evlenmede Nisbi Butlan Sebepleri

Nisbi butlan da evliliğin sona erdirilmesi ( ortadan kaldırılması) imkân ve sonucunu doğurur, bu bakımdan da mutlak butlana benzer. Ancak onu mutlak butlan dan ayıran özellik kendini ‘nisbi’ liğinde, yani mutlak butlan gibi ilgili olan herkes tarafından değil, sadece eşler ve bir halde de yasal temsilciler tarafından ileri sürülebilmesinde gösterir. Diğer bir deyişle, nisbi butlan halinde iptal davası açabilecek olanların çevresi mutlak butlanda ki kadar değildir. Nispi butlan sebebi ile açılacak olan dava sadece eşler tarafından açılabilir (Eşlerden birini temsil eden yasal temsilci olarak yaşı küçük eş için onun velisi, vasisi, velayet sahibi, avukatı veya vekalet sahibi)

Nisbi Butlan Davasında “Ayırt Etme Gücünden Geçici Yoksunluk” Sebebi

TMK.’nun 148 inci maddesi; Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.

Ayırtım gücünden devamlı yoksunluk halinde bulunan kişinin evlenemeyeceği, ancak her nasılsa evlenmişler ise, evlenmenin mutlak butlanla batıl olacağını açıklamıştık. Ayırtım gücünden uyuşturucu kullanımı, sarhoşluk, vb. gibi nedenlerle evlenme akdinin yapıldığı anda yoksun olan kimse iradesini evlenme yönünde açıklamış fakat sonradan kendine gelince evlenmek istemediği halde evlendiğini anlayınca, iptal sebebine bilgi sahibi olduğu andan itibaren altı ay içinde ve herhalde evlenmeden itibaren beş yıl içinde evliliğin iptalini talep edebilir.

Evlenmenin iptalini istemek yetkisi evlenme akdinin icrası anında ayırtım gücünden yoksun olan eşe tanınmıştır. Diğer eş bu sebebe dayanarak evliliğin iptalini isteyemez. Dava hakkı olan eş, bu geçici olarak ayırtım gücünden yoksunluğun etkisinden kurtulduğunda evlenmenin iptalini istememiş, evliliğin sürdürülmemesini istemiş ise evlenme akdi hukuken varlığını devam ettirecektir.

Yine evlenmenin iptali ayırtım gücünün kazanılmasından itibaren altı ay içinde ve herhalde evlenmeden itibaren beş sene içinde istenmemişse artık evlilik devam edecektir. Hukuk sistemi geçici yoksunluk ayırt etme gücü yeniden kazanılmasına rağmen 5 yıl süren bir evliliğin geçen 5 yıllık süreden sonra bu sebep ileri sürülmesini samimiyetsiz bulmaktadır.

Nisbi Butlan Davasında Usul Hükümleri

DAVACI: Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk nedeniyle açılan iptal davasında davacı, evlenme sırasında ayırt etme gücünden geçici olarak yoksun olup sonradan bu yeteneği kazanan eştir.

Yanılma, aldatma, korkutma, alkol-uyuşturucu-uyarıcı-ilaç ve kimyasallar nedeni ile geçici ayırt etme yoksunluğuna sahip olma nedenlerine dayanan iptal davası açma hakkı, iradesi anılan sebeplerle sakatlanan (iradesini korkutma nedeni ile gösteremeyen, kandırılan, kimyasal etkisinde olan) eşe aittir.

Yasal temsilcinin izni olmaksızın yapılan evlenmelerin iptal davası ile sona erdirilmesi talep hakkı veli veya vasiye aittir.

Velayet hakkını eşit olarak kullanan ana ve babadan birinin evlenmeye muvafakati bulunması halinde; nisbi butlan davasında, davacı sıfatı, izni olmayan eşe aittir. Yani yaşı küçük olan -reşit olmayan- eşin veli yada vasisi dava açma hakkını bu evliliğe izin verdiği anda kaybeder.

DAVALI:

Ayırtım gücünden geçici yoksunluk, yanılma, aldatma, korkutma nedenlerine dayalı nisbi butlan davasında davalı, ‘ Diğer eş’ tir. Yasal temsilcinin açtığı iptal davasında ise davalı ‘ Her iki eş’ tir.

BUTLAN DAVASINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME:

Türk Medeni Kanununun 160 ıncı maddesi şöyledir:

‘Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır’.

Yasa 168., 169. ve 184. madde hükümlerine yollama yapmaktadır. Buna göre butlan davasında yetkili mahkeme; eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK. Madde 168). Görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesidir. Uygulanacak yargılama yöntemi, HUMK nun madde 178. ve devam eden maddelerinde öngörülen ‘yazılı usul’ dür.

Butlan Davasında “DAVA AÇMA SÜRESİ”

TMK. Madde 152- İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin ve öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Altı aylık sürenin başlangıcı, davacı eşin nisbi butlan sebebini öğrendiği( yani, ayırt etme gücünün kazanıldığı, yanılma ve aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın ortadan kalktığı) tarihtir. Bu süre, davanın açıldığı tarihten geriye doğru hesaplanacaktır. Toplanan kanıtlara göre davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığının anlaşılması halinde davanın süre nedeniyle reddine karar verilecektir. Beş yıllık süre ise evliliğin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Burada davacının nisbi butlan sebebini öğrendiği tarihin önemi kalmamaktadır. Davacının öğrenme tarihi ne olursa olsun, beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddi gerekecektir.

Bu süreler hak düşürücü süredir. Yargılamanın her safhasında kendiliğinden nazara alınır. Süreler geçirilmişse davanın reddi gerekir.

Butlan'ı Gerektirmeyen Durumlar

Butlan Sebebi olarak gösterilemeyecek durumlar

BUTLANI GEREKTİRMEYEN SEBEPLER

Bekleme Süresine Uymama:

TMK. Madde 154 – Kadının bekleme süresi (iddet süresi) bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez.

Burada boşanan kadının yeniden evlenmek için beklemesi gereken ve yasada öngörülen süreye işaret edilmektedir.

TMK. Madde 132/2- Evlilik sona ermişse, kadın evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe evlenemez.

Bu kural, doğacak çocuğun nesebinin tayinine ilişkin doğması muhtemel sorunları önlemeye yöneliktir. Günümüzde boşanma kararının kesinleşmesinden sonra gebe olmadığına dair alınan bir belge bile iddet süresi nedeni ile oluşacak hukuki süreçlerin ortadan kalkmasını sağlamaya yetmektedir. Ayrıca bu konu ile ilgili olarak yapılan başvuru sayısı yok denecek kadar azdır. Kadınlara tanınan bu bekleme süresi kadının bir başka erkek ile birliktelik kurmadan önce ilk eşinden hamile olup olmadığının belirlenmesine yönelik 300 gün lük bekleme süresi yüz yıla dayanan bir kanun olması ancak evlilik işlemleri sırasında ortaya çıkan ama gebe olmadığının tespiti ile bir kaç gün içerisinde mahkemeler tarafından verilen adli kararlar ile aşılabilecek bir engeldir.

Şekil Kurallarına Uymama:

TMK. Madde 155 – Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez.

Evlendirme, evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış ise, bu evliliğin belge eksikliği, evlenmenin yasaya uygun tören yerinde yapılmaması, tören şekline uymama vb. gibi nedenlerle de diğer şekil koşullarına uyulmaması sebebiyle butlanı istenemeyecek, eğer bu konuda iptal davası açılmış ise dava reddedilecektir.

YANILMA

Evlenme konusundaki iradesini açıklamakta yanılmış ( hataya düşmüş) olan eş, evlenmeyi iptal ettirebilir. Kanun hangi tür yanılmanın evlenmenin nisbi butlanını gerektireceğini belirtmektedir.

TMK. Madde 149- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:

Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa,

Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.

Evlenme Akdini Yapmakta Yanılma:

Eşlerden birinin iradesini açıklarken yaptığı işlemin evlenme sözleşmesi olduğunu fark etmemesi, bunda yanılmasıdır. Bu tür bir yanılma pek ender olarak gerçekleşebilir. Zira evlenme resmi bir törenle, yani ergin iki tanığın katılmasıyla ve evlendirme memuru önünde yapılabilen merasime tabi bir sözleşmedir. Bu itibarla yaptığı sözleşmenin evlenme olduğunu fark edemeyecek ayırt etme gücüne sahip bir kişinin mevcut olabileceği pek tasavvur edilemez.

Yabancı bir şahsın evlenme akdinde yanılgısına örnek olarak Dünya tarihinde tek bir örnek vardır. 1945 yılında yaşanmış bir olayı Prof. Dr. Tekinay nakletmektedir: Hindistan’da oturan bir İngiliz kadın dinini değiştirip Hindu olmak istiyordu. Kabul etmek istediği mezhebin kurallarına uygun olarak gerçekleştirilen ‘ din değiştirme merasiminde’ söz konusu mezhebe mensup bir Hintli ile evlendirilmiş oldu. Oysa İngiliz kadın böyle bir evliliği istemiş değildi, tören sonucunu da bilmiyordu. Daha sonra açtığı evlenmenin iptali davası Mahkemece ‘yanılma’ nedeniyle kabul edildi.

Türk Medeni Kanunu içerisinde yapılan evliliklerin her hangi bir neden ile iptal edilmesi işlemi olan Butlan davalarının her toplumda da boşanma davaları kadar eski bir tarihe ve geçmişe sahip olduğu görülmektedir. Her zaman ifade etmeye çalıştığımız gibi Evlenme sosyal bir olgudur ve insan hayatının bir parçasıdır. Boşanma da sosyal bir olgu olarak insan hayatının bir parçası olma özelliğini devam ettirecektir. Bu nedenle Sosyal olgular kendi içlerinde anlaşmazlık durumlarında bir karmaşıklığa sahiptir. Boşanma davasının kompleksitesi çözüm gerçekleşmesi yolundaki engellerin sayıca çokluğu ve karmaşıklığını ifade eder. Butlan davaları da karşımıza farklı şekillerde çıkmasına rağmen günümüzde kanunlar çerçevesinde her sorunun cevabı mevcuttur. Bu nedenle her sorunun cevabı net ve açık olan Evliliğin iptali, Evliliğin devlet eli ile sonlandırılması, Evliliğin geçersiz ilan edilmesi işlemlerine verilen genel ad olan BUTLAN davaları kısa sürede çözülebilme potansiyeli olan davalardır. Her konu çok nettir. Davanın süresini delillerin bir araya gelme süresi belirler. Eğer tüm deliller hazır ise en kısa sürede anlaşmalı boşanma gibi sonuçlanacaktır. Tabi bu uygulamada böyle olmadığı için (resmi kurumlar arası yazışmaların olması bu süreyi uzatır.) süreler uzamaktadır. Hükümetler bu konuda toplumu oluştura bireyler hakkında ne kadar çok bilgiyi kendi adına kolay ulaşılabilir duruma getirdiğinde Butlan davaları da çok kısa bir zaman dilimi içerisinde çözülebilen bir olgu olma yolunda önemli bir adım atacaktır.

Şahısta Yanılma:

Burada kişide evlenme arzu ve iradesi mevcuttur, fakat evlilik istenmeyen, düşünülmeyen bir kişiyle yanılgı sonucu yapılmıştır. Bu varsayım da nadir görülen bir olayı kurallaştırmak ile birlikte, öğretide yaşanan şahısta hata olaylarına bazı örnekler gösterilmektedir: Gözleri iyi görmeyen bir erkeğin, evlenmeyi düşündüğü kadın yerine ikiz kardeşiyle evlenmesi; mektuplaşma sonucu evlenmeye karar veren kişilerden birinin yerine bir başkasının geçerek bunun farkında olmayan eş adayı ile evlenmesi.

Bir görüşe göre, evlenilecek kişinin ‘ medeni kimliğinde’ düşülen yanılma da kişide yanılmanın diğer bir şeklidir. Örneğin bir hasta bakıcının doktor, bir kâtibin avukat, bir tezgâhtarın patron gibi davranması ve bir kadının da bunları doktor, avukat veya patron zannederek evlenmesi halinde yanılma, erkeğin medeni kimliğindedir.

Aksi görüşe göre, burada kişide ve açıklamada yanılma değil, kişinin niteliğinde, yani rızanın oluşumunda yanılma vardır ve bu durum T.M.K. madde 149/1 i değil, madde 149/2 yi ilgilendirir.

Bu gibi durumlarda Yani kişinin niteliği ile ilgili olan yanılmalar bir kasıt ile ispatlanması durumunda Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinin de icra edilmesine sebep olabilmektedir. Bu konuda görülen olaylar önce ceza kanunlarını ilgilendiren davalar ile birlikte açılan Butlan davaları ile görülmektedir.

Nitelikte Yanılma:

Kişilerin evlenmeyi düşündükleri eş adaylarında birçok nitelik aramaları doğaldır. Ancak her nitelik beklentisinde yanılma bir nispi butlan sebebi sayılmaz. Evliliğin iptalini gerektirecek derecede nitelikte yanılmayı yasa şöyle düzenlemiştir:

“Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak” evlenme akdini yapan eş evlenmenin iptalini dava konusu yapabilir ve Butlan Davası açabilir şeklinde düzenlemiştir.

Maddedeki iptal sebebinin uygulanabilmesi, şu koşulların gerçekleşmesine bağlıdır:

Yanılma, eşin niteliğine ilişkin olmalıdır:

Eşlerden biri bizzat diğer eşin bir niteliğinde yanılmış olmalıdır. Eşten başka kişilerin, örneğin eşin annesinin, babasının, kardeşlerinin veya ailesinden herhangi bir kişinin niteliğinde yanılmış olan diğer eş TMK. Md. 149/2 ye dayanarak evliliğin iptalini isteyemez.

Yanılma önemli (esaslı) olmalıdır:

Buradaki ölçüt şudur: Yanılan eş, gerçek durumu bilseydi evlenemeyecek idi ise, yanılma önemli derecededir.

Örneğin;

  • Erkeğin sapık olması,
  • Kadının randevu evinde çalışması veya başka biçimde fuhuş yapması.

Kadının bakire olmaması butlan sebebi değildir. Fakat bu konuda bir erkek kandırıldığını öne sürerek boşanma davası açabilir.

Kadının hamile olduğunu gizlemesi (bir başka ilişkisinden hamile kaldı ise)

Kadının hamile olduğunu söyleyerek erkeği kandırması ve erkek kadının hamile olmaması durumunda evlenmeyecek ise butlan sebebidir.

Sübjektif yanılgı bakımından şu hususta önemlidir: Eş seçiminde (evlilikte) güdülen asıl amaç hukuken korunacak bir gayeye yönelik değilse; örneğin bir kadın, doğacak çocuğun düzgün soy bağına kavuşması ya da kendisinin evleneceği erkeğin vatandaşlığına alınması için evlilik yapmışsa eşinin vasıflarında yanıldığını ileri sürerek evliliğin iptalini dava edemez. Şart, yanılmanın objektif bakımdan da önemli olmasıdır. Yani davacı tarafından ileri sürülen nispi butlan sebebi; orta düzeyde makul bir kişiyi evlenmekten alıkoyacak nitelikte önemli bir yanılmaya ilişkin olmalıdır.

Yanılan eş bakımından ortak yaşamın çekilmez gelmesi:

Eşinin bir niteliğinde yanılmış olan diğer eşten evlilik birliğinin devamı beklenmemelidir. Çekilmezlik esastır. Davacı davasını ispat etmekle yükümlü olduğu için çekilmezlik unsurunu bu iddiayı ortaya koyan ispat etmelidir.

Esaslı nitelik yanılmaların da kanunun aradığı “ çekilmezlik” unsuru çoğunlukla vardır. Fakat “ hakiki durumu öğrenen eşin bunları mazur gördüğü ve eşinin bu eski hallerini adeta affettiği sabit olursa, evlenme sırasında hata (yanılma) esaslı olmakla beraber, sonradan mazur görme ve affetme ile çekilmezlik unsuru da ortadan kalkmış olur ve hataya düşen (yanılan) eş artık bu sebeple fesih (iptal) talebinde bulunamaz. Evlilik tarihinden itibaren beş yıl geçmiş evliliklerde bu sebep ile butlan davası açılamaz açılırsa ret edilir.

ALDATMA

Aldatma; “ bir kimsenin diğer bir kimseyi bir irade beyanında (açıklamasında) bulunmaya sevk etmek için onun zihninde yanlış bir tasavvur uyandırmak üzere kasten bazı hususları uydurması veya gizlemesidir”.

Eşlerden biri böyle bir davranışla karşılaşmış, yani aldatılarak evlenmeye yöneltilmiş bulunursa, bu yolda yaptığı irade açıklaması sakatlanmış olur. Bu durum o eşe yaptığı evlenmeyi iptal ettirebilme imkânını verir. Evlilik birliği oluşması esasları içerisinde dürüstlük esasına da aykırı olan bu davranış bireylerin butlan yerine boşanma davası açtığı durumların başında gelmektedir. Şöyle ki bu konumda olan bir kişi ispat edebildiği müddetçe butlan davası açması durumunda boşanabilecek iken boşanma davası açarak farklı kanun maddeleri nedeni ile boşanma davasının red kararı ile karşılaşabilmektedir. Bu noktada her zaman dediğimiz gibi Tecrübeli bir Boşanma avukatının her zaman işinizi kolaylaştırabileceğinizi unutmayınız.

TMK. Madde 150- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir:

Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa,

Davacının veya alt soyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse.

Eşin Namus ve Onuru Hakkında Aldatılma:

Namus ve onur; iyi anılan bir isim, lekesiz bir geçmiş ve yaşama biçimiyle kazanılmış bir sosyal değeri ifade eder. Eşlerden biri, diğerinin yaşayış biçimi ve geçmişi hakkında aldatılmış, kandırılmış, ise evlenmenin iptalini dava edebilir.

Örneğin evvelce onur kırıcı (yüz kızartıcı) bir suçtan dolayı hüküm giymiş bulunan bir erkek çok namuslu ve iyi şöhret sahibi bir insan olarak tanıtılmış ve hakkında övücü sözler söylenilerek nişanlı kız onunla evlenmeye yöneltilmişse, burada namus ve onurla ilgili bir aldatma vardır.

Aynı şekilde erkek de bayan tarafından çok namuslu olduğu yönünde kandırılmış olabilmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereke dava açma süreleridir. Zamanında ve ispat edilebilir nitelikte olduğunda “Boşanma davası” olarak açılması gerekmeyen davalar açılmakta ve işler sarpa sarmaktadır. Bu nedenle analiz ve değerlendirme için uzman boşanma avukatı desteği alınmasının süreçlere katkısı yadsınamaz.

Aldatma bizzat eş tarafından yapılmış olabileceği gibi, üçüncü kişilerden de gelmiş olabilir. Örneğin, cinsi sapıklıktan dolayı mahkum olmuş bir erkeğin nişanlısına kendisini onurlu ve namuslu bir insan olarak tanıtması ile aynı şeyin onun yakınları, örneğin kardeşleri veya arkadaşları tarafından yapılması arasında nişanlı kızın kandırılmış olması bakımından pek de büyük bir fark yoktur. Bunlar arasındaki tek fark, onuru ve namusu söz konusu olan eşin, üçüncü kişinin aldatmasını evvelden önce bilip bilmemesi bakımından ortaya çıkar. Gerçekten, eğer bu eş üçüncü kişinin diğer eşi kandırdığını, onu yanılgıya uğrattığını bilmiyorsa, aldatılmış olan eş evlenmenin iptalini dava edemez. Öyleyse ancak namus ve onuru söz konusu olan eş üçüncü kişilerin aldatmasında bilgi sahibi bulunduğu takdirde kendisine karşı nisbi butlan davası açabilir.

Namus ve onuru söz konusu olan eşin susmuş olması, yani gerçek durumu nişanlısına söylememiş bulunması da bir aldatma mıdır? Doktrinde bu sorunun cevabı bir ayrım yapılarak verilmektedir. Gerçekten, nişanlılardan birinin salt susmuş olması bir kandırma oluşturmaz; fakat söylenmesi gereken yerde susmuş olması bir kandırma sayılır. Örneğin nişanlı kız, kumarbaz insanlardan nefret ettiğini ve ne kadar zengin olursa olsun kumarbaz bir erkekle asla evlenmemeye daha küçükken karar vermiş olduğunu nişanlısı erkeğe anlattığı halde, kendisi de kumarbaz olan nişanlı erkeğin susması ve durumu nişanlı kıza söylememesi bir tür kandırmadır.

Yada Bekaret kavramına önem veren ve bunu ifade eden bir erkeğin karşısında nişanlı kızın bakire olmadığını saklaması kandırmadır. Her ne kadar kadının bakire olmaması boşanma davası konusu ise de burada boşanma davası açmak yerine duruma ve şartlara ve delillere göre butlan davası açılması daha mantıklıdır.

Tehlikeli Bir Hastalığın Gizlenmesi:

TMK. nun 150/2 inci maddesine göre ‘davacının veya alt soyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın’ davacıdan gizlenmesi, nisbi butlan sebebidir. Her türlü hastalığın evliliğin butlanını gerektirecek nitelikte sayılamayacağı açıktır. Yasanın hastalık açısından aradığı şartları şöyle sıralamak mümkündür:

Hastalık sağlıklı eş ve alt soyunun (çocukları, torunları) sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir nitelikte olmalıdır.

Bu durum, diğer eşten gizlenmiş olmalıdır. Dürüstlük kuralı gereğince hasta eşin bu durumu evlenmeden önce diğer eşe söylemesi gerekirdi. Söylememesi, susması aldatma anlamına gelir. Yine hasta eşin bu durumdan haberdar olmaması da mümkündür. Ancak üçüncü kişilerin bu hastalığı bilmelerine rağmen sağlıklı eşe tersi yönde bilgi vermiş olmaları, aldatma eylemini oluşturur. Hastalığa ilişkin olarak Yargıtay uzman tıp kurumlarından rapor aldırılmasını bazı kararlarında belirtmiştir.

KORKUTMA

Korkutma da irade bozukluğu hallerinden biridir ve nisbi butlan sebeplerindendir. Korkutma etkisiyle evlenen eşin iptal davası açabilmesi medeni Kanunun 151 inci maddesi şu şartlara bağlamıştır:

Korkutma Davacı Eşe veya Onun Yakınlarından Birine Yönelmiş Olmalıdır:

‘Yakın’ kavramına davacı eşin akrabalarının girdiğine kuşku yoktur. Ancak yakın kavramı, aile bireyleri ve kan hısımlarından daha geniş bir anlam içerir. Kişinin manevi bağlarla bağlı olduğu ve ilişkisini sürdürdüğü (örneğin dostları, sevgilisi vb.) insanlar yakın kavramına dâhildir.

Korkutma Bizzat Davacı Eşin veya Yakınlarının Yaşamına, Sağlığına, Namus ve Onuruna Yönelik Olmalıdır.

Bunlar dışındaki değerler örneğin mala karşı yapılmış olan korkutma T.M.K madde 151 in kapsamı dışındadır.

Korkutma Ağır Bir Tehlike Unsuru İçermelidir:

Ciddiye alınabilecek nitelikte olmayan bir korkutma ağır bir tehlike oluşturmadığından, evlenmenin iptalini gerektirmez. Örneğin öldürme, ırza geçme korkutmaları ağır tehlike oluşturduğu halde, saçını kökünden kazıma biçimindeki korkutmalar böyle değildir.

Korkutma Mevcut ya da Pek Yakın Ağır Bir Tehlikeye Yönelik Olmalıdır:

Örneğin bir erkek sevdiği fakat kendisiyle evlenmek istemeyen bir kızı ‘benimle evlenmezsen, ilerde başkasından doğuracağın çocuğu boğarım’ diye korkutsa, burada tehlike ne mevcut, ne de pek yakındır. Zira o kızın başkasıyla ne zaman evleneceği ve evlendiği kimseden çocuğu olup olmayacağı, o zamana kadar kendisini korkutan kişinin hayatta kalıp kalmayacağı belli değildir.

Nedensellik Bağı Bulunmalıdır:

Bu koşuldan amaç, evlenme ile korkutma arasında bir nedensellik bağının bulunmasıdır. Yani davacı eş, korkutma nedeniyle evlenmiş olmalıdır. Korkutma olmasaydı yine evlenecek idi ise korkutmanın evlenme üzerinde bir etkisi olmamış demektir.

YASAL TEMSİLCİNİN İZNİNİN BULUNMAMASI

TMK. Madde 153- Küçük veya kısıtlı yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir.

Bu suretle evlenen kimse sonradan on sekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur. Kısıtlı olmaktan çıkar veya kadın gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.

Küçük, ana ve babasının veya vasisinin rızası olmadıkça evlenemez. Evlenmenin ilanı sırasında ana ve babadan yalnız biri velayeti haiz ise onun rızası kâfidir. Kısıtlı vasisinin izni olmadıkça evlenemez.

Erkek veya kadın on sekiz yaşını doldurmadıkça evlenemez. Ancak hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek ve kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir ( TMK. Madde 124).

Evlenme yaşına girmiş, ancak ergin olmamış küçükler ile kısıtlılar yasal temsilcilerinin izni olmadıkça evlenemezler. Evlendirme memuru bu izinle ilgili beyanı almadan veya buna ilişkin belge ibraz edilmeden evlenme akit ini yapmaz. Fakat her nasılsa bir evlenme akdi yapılmışsa, eşler evlenme akdinin nisbi butlan nedeniyle iptalini istemeyecek, buna karşın ergin olmayan çocuklar yönünden ana ve babaya kısıtlılar yönünden de vasilere nisbi butlan nedeniyle evliliğin iptali isteme hakları tanınmıştır. Velayet hakkını birlikte kullanan ana ve babadan sadece birinin izin vermesi yeterli değildir. Her ikisinin de izin vermesi gerekir.

Kanuni temsilcilerin evliliğin iptalini istemeleri ile ilgili dava hakkı diğer nisbi butlan sebepleri aksine herhangi bir süreye bağlanmamıştır. Ana ve baba veya vasi, küçük veya kısıtlının kendilerinden izin almadan evlendiklerini öğrendikleri anda evliliğin iptalini dava edebilirler. Yeter ki dava açılıncaya kadar küçükler ergin olmamış, kısıtlılık kararı kalkmamış ve kadın gebe kalmamış olsun.

Küçük veya kısıtlı, vesayet altında ise ve vasi evlenmeye izin vermiyorsa veya haklı bir neden olmadan izinden imtina ediyorsa vesayet altındaki küçük veya kısıtlı ya mahkemeye müracaatla vasinin bu eylemi aleyhine şikâyet hakkı tanınmıştır. Diğer taraftan ana ve babanın izin vermemeleri halinde de ergin olmayan küçüklere mahkemeye müracaat hakkı tanınmıştır. Her iki halde de hâkim haklı sebep olmaksızın izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebilecektir. ( TMK. Madde 128).

Yukarıda da değinildiği gibi, anne ve baba veya vasi dava açmazdan önce veya dava sırasında küçükler ergin olur veya vesayet kaldırıldığı takdirde artık mahkeme evliliğin nisbi butlan nedeniyle iptaline karar verilemeyecek, anne ve baba veya vasi bu konuda dava açamayacaklardır. Yine evlenmemin iptaline karar verilmeden önce kadının hamile olduğu doktor raporu ve diğer delillerle kanıtlandığı takdirde hâkim yine evlenmenin iptaline karar veremeyecektir.