Millet Caddesi İmam Mesut Sokak Mesut Apt. No:1 / 5 Fatih /  İstanbul

İş Hukuku Avukatı

Anasayfa » İş Hukuku Avukatı

avukatkkaya Bu konuyu anlayabilmek için öncelikle “iş hukuku kanunlarının” Tarihçesine kısa bir bakmak gerekir. Yasalarımızda “iş hukuku nedir” neden ortaya çıkmıştır. Yasalarımızda tanımlanan “iş hukuku kanunlarının” sınırları nelerdir şeklinde bir sürü soru cevaplanması için tarihsel gelişimin kazandıracağı mantık yapısını anlamak gerekir.

Türkiye Kanun bütünlüğü ile çalışma hayatını desteklemek zorunda olduğunun bilincine Cumhuriyetin ilk yılları ile birlikte varmıştır. Bu yönde bir çok yasa düzenlemesi o tarihlerde yapılmıştır ve 1976 anayasasına kadar üzerinde çok büyük değişiklikler olmamıştır. 1976 yılında Kıbrıs savaşı sırasında bazı fabrikaların grev yapması nedeni ile birkaç iş kanunu değişikliği olmuştur ama en büyük değişiklikler. 80 ihtilali ile Sayın Cumhurbaşkanı Kenan Evren Eli ile Türk çalışanının burnuna halka tabiri caizse takılmıştır. O dönemde bunu konuşmak bile yasaklar arasında olduğu için bu konuya işaret eden hiçbir yazılı basın makalesi ve O dönemde sıcağı sıcağına basılan bir kitap yoktur.

Doksanlı yıllara gelinceye kadar Türkiye bir işçi cenneti olarak görülüyordu.

Bu planın ikinci dünya savasından sonra gerçekleşeceği bilindiği için Almanya’nın teknik eleman açığını yetiştirmek için önce 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri 1954 de kapatılarak alman ekonomisinin iş gücünü tedarik edecek okullara dönüştürüldü. Okulların içerisinde teknik birimler kuruldu ve isimleri teknik sıfatı ek olarak getirilen okullar haline getirildi. Bu okulların kuruluş tarihi 1954 sonrasıdır.

Almanların savaşın neticelenmesi sonucunda savaş yaralarını sarabilmek için kaybettiği zamanlardan sonra sanayi birikimi için kalifiye iş gücüne ihtiyaç duyacağını fark etmesi ile başlar. Bu iş gücü için bir çok tedarik modeli geliştirilir. Fakat aralarında çözüm olacak tek model Türklerin hızlı algısı ve mekanik becerilerinin eğitilmesi neticesinde teknik ara birim dahil olmak üzere yönetim altındaki tüm çalışan örgütlenmesini kurabilme olasılığı tercih edilir. Köy enstitülerinin öğretmen yetiştirme amacı ile 1940 yıl ve 3803 sayılı yasa; 1954 yılında düzenlenir ve köy enstitüleri kapatılır. Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenlerin hızlı ve birkaç ay içerisinde verilen teknik eğitimler ile motor meslek liseleri ve teknik liseler de mekanik ve elektrik gibi alanlar başta olmak üzere döküm, kalıp teknolojileri, diğer endüstrinin ihtiyaç duyacağı bölümlerde görevlendirilir. Her yıl bu öğretmenlerin yaz tatillerinde ek eğitimler ile yine Almanya’da verilen bu eğitimler ile öğretmenlerin bilgi seviyesi böylece de yetişen öğrencinin bilgi seviyesi giderek artar. 30 ekim 1961 de yapılan sözleşme ile başlayan işçi alımları 1980 e kadar devam etti. İlk 5 yıl boyunca teknik eleman alımında sınırlı davrandılar ve köy enstitülerinden yeni mezun gençleri eğitmek için alarak iki yıllık eğitimlere soktular. Sayıları 1000 lerle ifade edilen bu öğrencilerin %20 si işçi olarak kaldı ve %80 yapılan anlaşma ile geri gönderilerek Türkiye’deki okullarda öğretmen oldular.

Teknik eğitimlerin de verileceği okullarda görev alacak öğrencileri Almanya gibi sanayisi ileri toplumlarda eğitime gönderme kararı alınır. 1954 yılındaki karar ile Türk eğitim sisteminin Çöküş dönemi başlamış eğitim sistemi bir başka ülke yararına ilk defa bu dönemde peşkeş çekilmiştir. Bu yasanın mimarı olan ve çıkartan anlayış daha sonra bu yaptığı hatayı bir çok yerde de tekrar edecektir.

Türk İşçi Sınıfı Türkiye için değil Almanya için yaratıldı

Almanların teknik eleman açıklarını kapatmak için 1970 li yılların sonuna kadar düzenli ve istikrarlı bir şekilde Almanya’ya teknik insan gönderen okullarımızdan çıkan bir o kadar da yurt içinde kalan işletmelerde görev almaya başladı. Bu işletmelerin tamamına yakını ya yabancı oluşumlar ve yabancı sermayesi yada kamu işletmesidir. Yani ya devletin yada yabancının işçisi vardır o dönemde.

Yabancıların ara ürünleri yurt dışından getirmesi ve teknik üretimi Türklere öğretmemek için ana hammaddeleri ithal etmesi nedeni ile Türkiye içerisinde çok basit üretimler yapıldı.

İşte burada Türk zekası ve çözüm bulma yeteneği devreye girdi. Her evden nerede ise bir Almancı denilen Almanya’da çalışan bir aile bireyi vardı. Zaman içerisinde onlar ile kurulan diyaloglar ve onların bilgisi ile muadil ürünler ve aynı ürünlerin farklı kanallar ile tedariki neticesinde Yerli sanayinin ilk adımları atılmış oldu.

Bu iki sorunu beraberinde getirdi. Sendika kanunlarının geliştirilmesi gerektiği sonucu çıkacak olaylar ve “iş kanunu” eksikliklerinin tespit edilmesini sağlayan olaylar olarak ayrılır.

Erkek egemen bir çalışma ortamı olması kadınlara değer verilmemesi değil aslında değer verilmesi nedeni ile ağır şartlar altında kadınların çalıştırılmamasında yatar. Aynı dönemde Alman kadınları erkeklerden daha ağır şart ve koşullarda çalışmaktadır.

Şimdi gelelim Bu kadar ön bilgiden sonra

Hukuk ile İş yaşamının birleşmesine.

Sendikalaşma süreçlerinin yavaş ilerlemesi ve bu dönemde bir çok çalışanın mağdur olması toplumsal bir sorunu ortaya çıkardı. Çalışanlar ile işverenler arasında düzenlenen sözleşmeler kanunları zaman zaman atlatabiliyor ve kanunların önünü tıkayabiliyordu. Buna izin vermek Türk insanını kurdun önüne atılan kuzu gibi savunmasız bırakmak demek olduğunu anlayan halk tepkisini ciddi olarak göstermiştir.

Bunun işveren içinde yansıması işletmede farklı sorunlar olarak gündeme geliyordu. Bu nedenle işçi ve işveren sınıfı arasında 1840 yıllarda başlayan sınıf farklılıkları ve sanayi nedeni ile insanlar arasında varlık bulan iş sahibi ile çalışan sorunlarının yeniden güncellenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’de “iş hukuku” kavramı daha öncesinde işçi sorunları olarak ortaya çıkıyordu. Grevler nedeni ile iş bırakma eylemi dışında bir eylem olarak gündeme gelmiyordu. İslam coğrafyası ve İslam ahlaki değerleri nedeni ile bireysel istekler “ekmek teknesi” kavramı ile bastırılıyordu.

Bu nedenle genelde milenyum yıllarına kadar yani iki binli yıllara gelinceye kadar işçiler işverenler tarafından çoğu zaman hakları yenen taraf olmuşlardır.

En son düzenlemeler ile işçilerin işverenler karşısında mağduriyet sürelerinin nerede is on yıl civarına çıkmasının önüne geçmek için yapılan tüm çalışmalar ile “iş hukuku” kavramı eskiye göre daha fazla işçinin yanındadır.

İş hukukunda son yapılan düzenlemeler ile işçi hakları konularında son derece katı kurallar doktrinde ve uygulamada kabul görmüştür.

İş Hukukunda İşçi Hakları

İşçinin hakları; devlet tarafından kayırılmaktadır. Fakat bu noktada bile işçiye düşen sorumluluklar vardır. İşçinin işçilik ve işçilikle ilgili alacaklarının hak dahilinde olabilmesi için bazı sorumlulukların işçi tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir.

Öncelikle bunları gruplandırmak gerekir. İşçinin haklarının yasal zeminde yer bulabilmesi ve bu haklardan yararlanabilmesi için işçinin kendisi tarafından yapılması gerekenler vardır.

İşçinin hak ve alacaklarının kazanılmasının önündeki engeller

Kanunlarımızda hak ve alacakların kazanılması talep üzerine düzenlenmiştir. Bunun için işçinin kendisi yada vekili tarafından bunu belirten başvuru dilekçesi ile Adli sisteme başvuru yapar. (Dava açar)

Buradaki talep bir istek ile birbiri ile ilişkilendirilmiş ve bu yapılmadığı taktirde kanunlar hiçbir bireyin yerine gidip onun hakkını arama eylemini yapmamaktadır.

İş Davaları Usul Kuralları Hakkında

Ayrıca bu istem için bir başvuru süresi vardır. Buna kanunlarımızda “Hak Düşürücü süre” ile tanımlanmış bir zaman dilimidir. Yani siz bundan 15 yıl önce çalıştığınız ve ayrıldığınız iş yerine giderek benim 15 yıl önce bu şirketten alacağım vardı diyemezsiniz. İçinde bulunduğunuz duruma göre 180 günden başlayan bir zaman dilimidir. Yani siz işçilik haklarınız ile ilgili yaşadığınız mağduriyetin başladığı günden itibaren olayın durumuna göre 180 gün (altı ay) içerisinden başlayan bir dava açma süreniz vardır. Bu özel durumlar diye adlandırılan sebepler ile 5 yıl ve kanun değişiklikleri ve çok özel sebepler ile 8 yıla kadar çıkmaktadır.

Başvuru neticesinde açılacak dava işçi yada vekili tarafından takip edilmelidir. Davada takipsizlik kararı çıkmasının önüne geçmek için bu önemli noktalardan biridir.

İş Davalarında Avukat Seçimi

İş Hukuku avukatlarının düşünce yapısını öğrenmek istanbul ticaret hayatı hakkında da bize fikir vermektedir. Nasıl?

Bu soruya açıklama getirmek için bilinmesi gereken iki nokta vardır. Bunları bir arada düşünmek gerekir.

  1. İş davalarında büyük oranda bir tazminat ve işverenden talep edilen bir alacak mevcuttur.
  2. Dava kazanıldığında verilen ceza/tazminat/alacak miktarı dava açıldığı tarihten itibaren faizi ile birlikte tahsil edilir.

Şimdi siz bir avukatsınız ve size bir işçi alacakları ile ilgili olarak size geldi. Eldeki deliller ışığında bu davanın istediğiniz gibi neticelenmesi çok yüksek bir ihtimal. Bu dava için siz işçi ile yapacağınız anlaşma avukatın davranış şeklini değiştirir mi? Bu soruya bir cevap arayalım.

Mağdur olan ve avukat olarak sizi seçen işçi ekonomik anlamda dar boğazda olduğu için alacak tahsili üzerine bir komisyon anlaşması genellikle önerir. Bu durumda işçinin alacakları bunların yasal faizleri ve tazminat miktarı ile ilişkili olarak işçi adına hızlı bir şekilde sonuca gitmek ile bu davayı uzatmak arasında bir seçim avukat olarak sizin tarafınızdan nasıl yapılır.

Altmış birimlik bir alacak toplamının arabuluculuk yapılarak 15-30 gün içerisinde işçi adına tahsil edilmesi.. (1. yol: hızlı çözüm ve işçinin mağduriyetinin engellenmesi)

Yüz birimlik bir alacak+ yasal faizler toplamının 8-14 ay arasında sonuçlanma ihtimali neticesinde 24-36 ay arasında tahsil edilmesi… (2.yol: normal süreler içerisinde avukatlık hizmeti ile işçinin mağduriyetinin giderilmesi.)

Üç yüz birimlik bir alacak+ yasal faizler toplamının 36 ay içerisinde neticelendirilerek 48-60 ay arasında tahsil edilmesi. (3.yol )

Yukarıdaki üç seçenek de avukatın yeterliliği ile gerçekleşebilir.

Burada işçinin beklentisi, talebi, mağduriyetinin aciliyeti, acil çözüm ve bir an önce paraya kavuşma isteği önemlidir. Eğer işçiye bu üç seçenekten hangisini istersin diye sorulmuyor ise 1. Seçenek ile 3. Seçenek arasında beş kat var ve beş yıl süre vardır. Avukat için bu değişmez ama avukat bir davadan beş yıl boyunca her sene benzer bir dava almış gibi para kazanır.  Çünkü tahsilatın üzerinden komisyonu sabittir.