İslam Hukukunda Boşanma

“İslam hukukunda boşanma” cevaz sınırından farza uzanabilmektedir.

  • Sünnete uymayan boşanmalar haramdır.
  • Kusursuz eş ile usulüne uygun da olsa boşanmak mekruhtur.
  • İffetli veya dindar olmayan eş ile boşanmak mendub dur.

Geçimsizlik durumunda hakemler gerek görünce, “keza îla” (kadına belirli süre yaklaşmamaya yemin) durumunda sürenin dolmasına rağmen normal evlilik yaşamına dönülmediğinde ise boşamak farzdır.

Kocanın karısını istediği zaman boşayabilmesi olanağı sadece manevi ve ilahi bir takım kayıtlarla sınırlandırılmıştır. Hazreti Muhammed (s.a.v) şöyle söylüyor: “Allah’a en sevimsiz olan helal, talaktır”.  Nitekim Kur’an’da “Karılarınız size itaat ederse, onları incitmeye bahane aramayın!” denmiştir.  İlahi-Tabii (İslam hukukunun temeli olan ilahi yasaları tanımlar ) hukuk anlayışı aslında boşanma kurumunu “caiz olan hukuksal işlemlerin en sevimsizi” olarak görmektedir.

Kocanın boşamasının (talak) koşulları vardır:

  • Bir süre beklemesi,
  • Sulh girişimi yapması,
  • Bütün bunlar sonuç vermezse iki adil tanık önünde boşanma beyanına özgü bir zorlaştırma ve düşünceye sevk etme koşulu olarak “Arapça, belirli bir formül” (talak sıygası) kullanarak boşanmayı gerçekleştirebilecektir.

Hanefi mezhebinde kocanın ne olursa olsun, ağzından “boş ol!” sözü çıkmış ise evlilik bağı çözülmüş sayılır. O kadar ki ne dediğini bilmez derecede sarhoş olmuş bir kimsenin boşaması müçtehit Ebu-Hanife’ye göre geçerlidir. Kocanın karısını keyfi biçimde boşamasını engellemek için ve kadını korumak amacıyla “engeller” tesis edildiği ileri sürülmektedir. Bu engellere örnek olarak “mehr” ve hülle denilen şer-i usul gösterilmektedir. Bu engellerden mehr ise “örnek alınacak bir adalet kurumu” ilan edilmektedir. Oysa bu engel / fren görüşü genel kabul gören bir görüş değildir. Hanefilere göre mehr olarak verilebilecek en düşük miktar 10 (on) dirhem gümüştür.

Mehr olarak Kur’an öğretmek taahhüdü

Mehr olarak Kur’an öğretmek taahhüdü; Şiiler ve Şafiiler dışında kalan müelliflerce geçerli bir mehr tesisi olarak görülmemektedir. Bütün bunları göz önüne alan Halil CİN şöyle bir sonuca varmaktadır: “10 dirhem gümüşten veya kocanın karısına Kur’an öğretmesinden ibaret olan bir mehr ne kocaya talak yetkisini yersiz olarak kullanmaktan meneder ne de evliliğin sona ermesi halinde kadının geleceğini temin eder. Kaldı ki, bütün mezhepler mehrin çok yüksek olmamasını tavsiye etmektedirler”.

Konunun bizi ilgilendiren yanı 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğünden önce akit edilmiş nikah dolayısıyla mehr-i müeccel in 743 sayılı Türk Kanunu  Medenisinin yürürlüğünden sonraki boşanma durumunda kadına ödenmesi gerekip gerekmeyeceğidir.

Konuya bu yönden bakıldığında: İslam hukukunda bir Müslim ile evlenen kadın mehr denen belirli bir mal veya para gibi ticari değer taşıyan bir hediyeye müstahak olmaktadır. Arapça “mehr” yahut “sadak” adını alan bu hediye düzgün nikahın bir koşulu değil onun bir hükmü, bir sonucudur. Mehr, mücerret boşanmayı engelleyecek bir önlem veya boşanma tazminatı olarak kararlaştırılmış bir borç da değildir. HATEMİ, “mehr”i evlenme sırasında belirlenmiş bulunan bir “denkleştirme bedeli” olarak görmektedir.

Mehr, taraflarca belirlenmişse “mehri müsemma” olarak adlandırılır. Miktar belirlenmemiş veya İslam dininin gayrimeşru saydığı şeyler örneğin domuz, alkollü içki gibi tayini geçersiz şey mehr olarak belirlenmişse o zaman “mehri misil” gerekir.  Tespit edilen Mehir peşin ödenecekse “mehri muaccel“, sonradan verilmesi kararlaştırılan kısmına da “mehri müeccel” adı verilir. Kadının mehr istemek hakkı düğünden sonra doğar.

Kadının evlenirken mehr hakkından vazgeçmesi

Kadının evlenirken mehr hakkından vazgeçmesi veya onu iskat etmesi geçerli değildir. Tatbikat Kanunu mehri kamu düzenine aykırı bir durum saymadığından 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğünden önce akit edilmiş nikah dolayısıyla kocanın boşanma veya ölüm halinde karısına vermeyi taahhüt ettiği meblağı 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğünden sonraki boşanma durumunda da karısına ödemesi gereklidir. Mehrin, kocanın ölümü ile evlilik birliğinin son bulması durumunda kocanın mirasçıları tarafından kadına ödenmesi gerekir.

Hüllenin ise talak yetkisinin gereksiz kullanımını gerçek anlamda engelleyeceği açıktır. Karısını seven  bir kimse hülleyi düşünerek yerli yersiz onu boşamaya cesaret edemeyecektir.

Hüllenin bedeli, karısını gerçek anlamda boşamak istemeyen başka bir anlatımla bu hakkını keyfi kullanan koca için gerçekten de ağırdır. Hür karısını üç defa, köle (cariye) karısını iki defa ister cayılabilir, ister ayırıcı boşanma ile olsun boşayan koca ile eski karısı arasında geçici bir evlenme engeli oluşur.

Üçlü boşanma ile kocasından boşanan kadın bir başka erkekle geçerli bir biçimde evlenmesi ve bu evlenme talak, fesih veya ölümle ortadan kalkmış olması gerçekleşmelidir ki eski kocası ile evlenebilsin. İşte buna yönelik işlemlere tahlil (helal kılma) veya hülle adı verilir.

Her boşama sonunda kadın iddet bekleyecektir.(kadının olası hamileliğinde doğacak çocuğun babasının belirlenmesi için kadının hamile olup olmadığı ile ilgili şüphelerin ortadan kalkacağı süredir. Günümüzde bu süreye ihtiyaç yoktur görüntüleme araçları ile hamilelik hemen belirlenebilmektedir.)

Sahabeler den birisinin karısını bir defada üç talak ile boşadığı Hz. Peygamber’e (s.a.v) haber verildiğinde “Ben henüz aranızdayken Allah’ın kitabıyla mı oynuyorsunuz?” diye Allah Elçisi haykırmıştır.

Hülle konusunun bizi ilgilendiren yanına gelince: Hülle yapmadan gerçekleştirilen dördüncü nikaha ilişkin evlilik kaydının 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinden sonra iptalini bu sebeple istemek olanağı yoktur. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre karısı ile dördüncü kez evlenmek isteyen kocanın, karısını öncelikle başka bir erkekle evlendirmesi gerekmemektedir.

İslam hukukunda boşanma hakkı

İslam hukukunda boşanma hakkı esas olarak kocaya tanınmıştır. Evlenme sırasında koca isterse kadına istediği zaman boşanabilmek hakkını verebilir. Bu hak kadına sonradan da verilebilir. Kadın veya kadının yerine üçüncü bir kişi de kocaya bir bedel vererek boşanmayı elde edebilir ki buna “hul” denir.

Hul: Kuran’ın Bakara suresi 229. ayetinde yer almaktadır. Hul için eşlerin birbirleriyle güzel geçinemeyeceklerini anlamaları gereklidir. Böyle bir durum için geçimsizlik, itaatsizlik, dövme, hakir görme, çirkinlik, hastalık, ihmal gibi durumların gerçekleşmesi gereklidir.

Hul’un sözlük anlamı “soymak, soyunmak, çekip çıkarmak; ıstılah i anlamı “kadının bir bedel karşılığında evlilik bağından kurtulması” demektir. Muhala’a da hulu konusunda karşılıklı anlaşmanın ifadesidir.  İslam inanışının boşanma yetkisini kadına vermemesinin bir kaç sebebi vardır.

Bir önceki sekmede yani “Boşanma Genel Bilgiler” Sekmesinin altında değindiğimiz gibi kadının beklentilerinin değişiklik göstermesi ve bu değişkenlik nedeni ile aile birliğini sonlandırmaya yönelik kararı çok çabuk alabilmesinin önüne geçilmek olabilir. Bizim bu bölümde izah ettiğimiz konu derin bir konudur ve son derece kısıtlı bir şekilde değindiğimiz konunun daha detaylı irdelemesini bu site içerisinde özel bir yazı dizisi olarak yayınlamayı düşünüyoruz. Umarız siz okuyucularımızın yorumları ile bu yazı dizisi doğru yönde gelişmeye devam edebilir.

Taraflar anlaşarak ve birbirlerine bir şey vermeyerek evlilik birliğine son vermelerine ise mubaraa denilmektedir.

Pin It on Pinterest