Mutlak Butlan Davasının Usul ve Hükümleri

Mutlak Butlan Davasının Usul ve Hükümleri

Mutlak Butlan Davasının Usul ve Hükümleri incelediğimiz bir çok özel şartlar olmaktadır.  DAVACI: TMK. nun 146. maddesinde dava açmaya hakkı bulunanlar şöyle belirtilmiştir: Dava açma görev ve hakkı, Mutlak butlan davası, Cumhuriyet Savcısı tarafından re’sen açılır.

Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir.’ Cumhuriyet savcıları bakımından koşulları oluştuğunda butlan davası açmak bir hak olarak değil bir görev olarak düzenlenmiştir. İki kavram arasındaki farkı hatırlatmak gerekirse:

Bir hakka sahip olan kişi, kural olarak tasarruf yetkisine de haizdir; yani hakkı kullanıp kullanmamak, devretmek yada ondan vazgeçmek hak sahibine tanınmış bir yetkidir. Oysa Cumhuriyet Savcısı açısından böyle bir yetki söz konusu değildir. Koşulları oluştuğunda butlan davasını bir dava name ile açmak Cumhuriyet Savcısı için yasal bir görev, yasal bir zorunluluktur.

Mutlak butlan davası açma hakkına ‘ ilgisi olan herkes’ de sahiptir. Kanunda kullanılmış olan bu terimi evlenmenin iptalinde maddeten ya da manen ilgileri olan kimseler şeklinde anlamak gerekir. O halde eşlerden biri, onların ana babaları ve mirasçıları ile vasileri ilgili sayılırlar. İlgisi olanlar tarafından açılan butlan davalarında Cumhuriyet Savcısının hazır bulunmasına lüzum yoksa da Cumhuriyet Savcısının kendisinin açtığı davada bizzat bulunması gerekir. Ayrıca Butlan Davasını açan taraf olarak Bazı kamu kuruluşları da yer almıştır. Örneğin S.S.K. geçersiz bir evlilik nedeni ile Ölen bir erkeğin geçersiz evliliğe sahip eşine erkekten doğan ödemeyi yapmamak için Butlan davası açabilmekte ve taraf olabilmektedir.

Akıl hastası veya ayırt etme gücünden yoksun olanların sonradan akıl hastalığından kurtulmaları veya iyiyi kötüden ayırt etme yeteneğine kavuşmaları halinde butlan davası, TMK. nun 147/2 maddesine göre dava hakkı sadece ayırt etme gücüne sahip değilken ya da akıl hastası iken ayırt etme gücünü sonradan kazanan ya da akıl hastalığı iyileşen eş için tanınmıştır.

İkinci evlilik yapıldıktan sonra birinci evlilik boşanma, ölüm veya butlan sebeplerinden biriyle sona ermişse ve ikinci evliliği yapan eş iyi niyetli ise butlana karar verilemez. İkinci eş birinci evliliği bilebilecek durumda değilse veya bilmediğini kanıtlarsa iyi niyetli sayılmalıdır.

TMK. 147/3 maddesinin gerekçesinde evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliğinin mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermesi ve ikinci evlenmede de diğer eşin iyi niyetli olması halinde, artık mutlak butlan sebebi kalmadığından, evlenmenin butlanına karar verilmeyeceği öngörülmüştür.

DAVALI: Cumhuriyet Savcısının veya ilgisi olanlardan birinin açacağı butlan davasında, davalı her iki eştir. Eşlerden birinin açacağı davanın ise, diğer eşe yöneltilmesi gerekir. Eşlerden biri veya her ikisi birden ölmüş oldukları takdirde Cumhuriyet Savcısının dava açma hakkı ortadan kalkmakta ise de, ilgisi olanlar ölen eşin veya eşlerin mirasçılarına karşı butlan davası açabilirler (TMK. 147/1).

BUTLAN DAVASININ SÜREYE TABİ OLMAMASI

Nispi butlan sebepleriyle evliliğin iptali davasının açılması yasada belli bir hak düşürücü süreye bağlanırken (TMK. Madde 152), mutlak butlan davası için herhangi bir süre öngörülmemiştir. Dolayısıyla bu tür davalar her zaman açılabilir.

Eşler Arasında Evlenmeye Engel olacak derecede Hısımlığın olması

Eşler Arasında Evlenmeye Engel olacak derecede Hısımlığın olması

Eşler Arasında Evlenmeye Engel olacak derecede Hısımlığın olması

TMK nunda hısımlık açısından evlenme engelleri 129. maddede şöyle düzenlenmiştir:

Üst soy ile alt soy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenler arasında,

Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üst soyu ile alt soyu arasında

Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin alt soyu ve eşi arasında

yapılan evlilikler kesin geçersizlik (mutlak butlan) sebebiyle sakattır.

Eşlerden Birinde Evlenmeye Engel Olacak derecede akıl hastalığının bulunması

Eşlerden Birinde Evlenmeye Engel Olacak derecede akıl hastalığının bulunması

Medeni Kanunda akıl hastalığının evlenmeye engel derecede bulunması , kesin geçersizlik nedeni kabul edilmiştir.

Başka bir anlatımla her türlü akıl hastalığı evlenme engeli sayılmamıştır. Bu ayrım şu nedene dayanmaktadır: Akıl hastalığından maksat, ayırtım gücünü sürekli bir biçimde kaldıran; genetik açıdan gelecek neslin akıl sağlığını tehdit eden türde hastalıktır. Psikiyatri bilimi açısından bir çok akıl hastalığı türü bulunmaktadır. Bunlardan örneğin, saralılar, şizofrenler ya da melankoliklerin makul biçimde hareket edebilme kabiliyetlerinin bulunduğu belirtilmektedir. Ancak bunun tespiti psikiyatri alanında uzman hekimlerin işidir. Evlenen kişide akıl hastalığı bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise türü ve özellikleri bakımından evlenmeye engel derecede olup olmadığı, bu konularda alınacak resmi sağlık kurulu raporu ile belirginlik kazanacaktır.

TMK. nun 133 üncü maddesi, 145 inci maddenin 3 üncü bent hükmüyle tutarlı şekilde kaleme alınmıştır:

‘Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbi sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler’.

Bu yasal düzenlemelerde çıkan sonuç, evlenmeye engel derecede akıl hastalığına yakalanmış kişilerin evlenme ehliyetinin bulunmadığı, yani evlenmelerinin yasak olduğudur. Her nasılsa akıl hastalığına yakalanmış kişi ile yapılan evlilik mutlak butlan sebebini oluşturur. Düzenlemenin amacı, doğacak çocukları gelecek neslin sağlığını korumaktır. Bu da tüm toplumu ilgilendirdiğinden, sonuç olarak normun düzeni düşüncesiyle konulmuş olduğu vurgulanmalıdır.

Evlenme akdi yapıldığı sırada evlenmeye engel derecede akıl hastası olan eşin sonradan iyileşmesi ve bunun resmi sağlık kurulu raporu ile belgelenmesi halinde butlan davası yetkisi sınırlandırılmıştır: Butlan davası Cumhuriyet Savcısı, sağlıklı eş ya da ilgisi olan herkes tarafından değil, sadece akıl hastalığı iyileşen eş tarafından açılabilecektir.(TMK. 147/2.maddesi)

Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebep ile ayırt etme gücünden yoksun bulunması.

Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebep ile ayırt etme gücünden yoksun bulunması.

Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebep ile ayırt etme gücünden yoksun bulunması.; TMK.’nun 13 üncü maddesine göre, “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, ya da bunlara benzer sebeplerin biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir”.

Yasal tanıma göre ayırt etme gücü: kişinin akla uygun biçimde davranma yeteneğidir. Akla uygun davranma ise: Kişinin fiil ve hareketlerinin saiklerini ve sonuçlarını doğru olarak kavrayabilmesini ve buna uygun davranmasını ifade eder.

Butlan Davasında Butlan olabilmesi için Ayırt etme gücü, psikolojik süreçleri olan bir kavramdır. Akla uygun biçimde davranış şu aşamalardan geçer: Kişinin, eylemde bulunmadan önce bunun nedenini ve dürtüsünü (saikini) düşünmesi (düşünce ve yargı), bu dürtüye uygun olanını arzulaması (istek ve irade), nihayet bu doğrultuda eyleme geçmesi (icra, yürütme). Ayırt etme gücü göreceli bir kavramdır; kişi her davranış ve eyleminde bu yeteneği sergilemeyebilir. Örneğin genelde sağlıklı düşünen, makul davranan biri, bir olay ya da olgunun etkisiyle (kızgınlık, öfke, aşırı sevinç) makul olmayan bir eylemde tasarrufta bulunabilir. Başka bir anlatımla ayırt etme gücünü sürekli bir kişisel yeti olarak düşünmemek gerekir.

Evlenme engeli olarak kabul edilen husus ; ayırt etme gücünden geçici olarak yoksunluk değil, sürekli olarak yoksunluktur. Yani ayırt etme gücünden yoksunluk sürekli bir nedene dayanmalıdır. Bunun mutlaka bir akıl hastalığı şeklinde belirmesi şart değildir. Başka bir hastalıktan, patolojik bir durumdan kaynaklanabilir. Kaldı ki akıl hastalığı ile ayırt etme gücü farklı kavramlardır. Birçok akıl hastalığı türü vardır ve her akıl hastalığının ayırt etme gücünü sürekli ortadan kaldıran nitelikte olduğu söylenemez. Bu nedenle yasa koyucu, akıl hastalığını bağımsız bir mutlak butlan sebebi olarak düzenlemiştir. Fakat burada da sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olduğunun ispatı gerekmektedir. Bu ispat edildiğinde evliliğin iptali kararı kesinleşecektir.

Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması

Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması

Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması; Evlenecek kişi daha önce evli ise, önceki evliliğin sona ermiş olması gerekir. Önceki evliliğin ölüm, boşanma gibi nedenlerle ortadan kalkmış olmasının önemi yoktur. TMK. nun 130 uncu maddesi şöyledir: ‘Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır’.

Önceki evliliğin boşanma ile sona ermesi durumunda boşanma kararının kesinleşmesi şarttır. Zira boşanma kararı inşa-i nitelikte bir hüküm olup kesinleşmedikçe icra olunamaz ( HUMK madde 443/4).

Gaiplik durumunda, (bireyin kendisinden haber alınamadığı ve yaşayıp yaşamadığının bilinememesi durumunda) eşin gaipliğine karar verilmiş olması, ‘aynen gaibin ölümü’ gibi hukuki sonuç doğurmakta ise de ( TMK. madde 35), bu karar evliliği sona erdirmez. Gaiplik kararı alan eşin yeniden dava açarak ‘evliliğin feshi’ ni talep etmesi ve bu doğrultuda mahkemeden karar alması gerekir. Türk Medeni Kanunu evliliğin feshi talebinin gaiplik başvurusuyla birlikte yapılabilmesine de olanak tanımaktadır ( TMK. madde 131/2) Şu halde, ister gaiplik davasında ileri sürülen evliliğin feshi talebi olsun , ister bağımsız açılmış bir dava olsun; gaiplik nedeniyle evliliğin feshine karar verilmesi sonucunu sağlamış ve bu karar kesinleşmiş ise davacı eş ikinci kez evlenebilecektir. Salt gaiplik kararı alan ancak evliliğin feshi için dava açıp bu yönde karar elde etmeyen kişinin yeniden yaptığı evlilik batıldır, kesin hükümsüzlük nedeni ile sakattır.

Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması durumu

İmam nikahı ile yapılan evlilikler ‘yok evlilik’ sayıldığından, bu şekilde birleşen eşlerin resmi şekilde ve başkalarıyla evlilik yapmalarına bir engel yoktur. Bu şu anlama gelmemelidir. İmam nikahı ile yapılan evlilikler hukuk sistemi tarafından kabul edilemez, bu nedenle tarafların kendi aralarında kurdukları ortak yaşamın hiç bir resmi dayanağı yoktur. Bu nedenle imam nikahı ile yapılan evliliklerde varlık buran olumsuz sorunlarda boşanma hükümlerinden söz etmek olası değildir.

Butlan davası sebebi olarak karşı tarafın bir başkası ile “imam nikahı” ile evli olması da bu nedenle sebep olarak gösterilemez.

Türk Medeni Kanununun 137 inci maddesinin ikinci fıkrasında: Tarafların evlenmesine yasal bir engeli bulunduğunun anlaşılması halinde, evlendirme memurunun evlenme başvurusunu reddetmekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Yasal engellerden biri de evlenmek isteyen tarafların birinin evli olmasıdır. Her nasılsa önceki evliliğe rağmen resmi memur tarafından yeni evlilik işlemleri yapılmış ve tamamlanmış ise; ortada mutlak butlanla sakatlanmış bir evlilik var demektir. Diğer eşin bu durumu bilmemesi, hatta bilmesinin gerekmemesi sonucu değiştirmez.

  • İkinci evlilikte yeni eşin iyi niyetinin korunması gereken şarlar hakkında öğretide kabul edilen görüş şöyledir;
  • İlk evliliğin ölüm, butlan, boşanma, gaiplik’den ötürü feshi gibi nedenlerle ortadan kalkması,
  • İkinci evlilikteki diğer (yeni) eşin iyi niyetli olması: Önceki evliliği bilmemesi, bilecek durumda olamaması.
  • Bu iki koşulun varlığı halinde ikinci evliliğin geçerli olacağı kabul edilmektedir.

Zira önceki evlilik hukuken ortadan kalktığına göre, ikici evliliğin iptali yönüne gitmekte kamusal bir yarar yoktur. Tersine, böyle bir sonucun kabulü, ikinci eş ve çocukların zararınadır. Sözünü ettiğimiz varsayımda, iyi niyetli eşin hata veya hile sebebine dayanarak nisbi butlan davası açabileceği ileri sürülmektedir.

Önceki evliliğin boşanma ile sona erdiren karara karşı yargılamanın iadesi yoluna gidilmiş ve karar iptal edilmiş ise ikinci evliliğin geçerli sayılıp sayılmayacağı konusunda da tartışmalar vardır. Bazı yazarlar ikinci evliliği geçerli saymanın daha adil bir çözüm olduğu görüşündedirler. Yargıtayın bu konu ile ilgili olarak kararı mevcuttur.

Eşler yönünden Butlan kararının sonuçları

Eşler yönünden Butlan kararının sonuçları

Eşler yönünden Butlan kararının sonuçları; TMK. Madde 158 – Evlenmenin iptaline karar ( Butlan’a karar verilir ise ) verilirse, evlenirken iyi niyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.

Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Butlan davası sonunda verilen iptal kararı, eşler arasında o güne kadar mevcut olan batıl evliliğe son verir; eşler iptal kararının kesinleştiği andan itibaren artık evli değildirler. Bu itibarla eşlerden her biri bu andan itibaren yeni bir evlenme yapabilme imkanına sahip olur. Ancak kadın için yine de üç yüz günlük yasal bekleme süresi söz konusu olabilir. Evlenme dolayısıyla meydana gelmiş olan kayın hısımlığı iptal kararının kesinleşmesiyle sona ermeyeceğinden (TMK. Madde 18/2), kayın hısımlığı ile ilgili evlenme yasağı devam eder. Bu itibarla, iptal kararından sonra eşlerden biri diğerinin üst soy ve alt soyu ile evlenemez.

Medeni Kanun, evlenme iptal edilmiş ve dolayısıyla evlilik ortadan kalkmış olsa bile, iyi niyetli olan eşin bu evlenmeyle kazanmış olduğu kişisel durumunu koruyacağını öngörmüştür. O halde bir eşin evvelce elde etmiş olduğu kişisel durumunu koruyabilmesi, onun evlenirken iyi niyetli olması şartına bağlanmıştır. Eşin iyi niyetli olması demek evlenme töreni sırasında butlan sebebinin mevcudiyetini bilmemesi veya gerekli özeni göstermiş olmasına karşın öğrenememiş olması demektir. Eş iyi niyetli değilse, evlenmeyle kazandığı kişisel durumu kaybeder. İyi niyetli kadın, evlenmeyle kazandığı kocasının vatandaşlığını da korur. (Türk Vatandaşlık Kanunu. Madde 5/2).

Boşanan kadın iyi niyetli olsa bile, boşandığı kocasının soy adını kullanmaya devam edemez; evlenmeden önceki soy adını yeniden alır. Eğer evlenmeden önce dul idi ise, hakimden bekarlık soy adını taşımasına izin verilmesini isteyebilir (TMK. Madde 173/1). Ancak boşanan kadın boşandığı kocasının soy adını kullanmaya devam etmekte menfaati bulunduğunu ve bunun da kocaya zarar vermeyeceğini ispat ederse, hakim onun kocanın soy adını taşımasına izin verebilir. ( TMK. Madde 173/2) Fakat şartların değişmesi durumunda kocanın bu iznin kaldırılmasını isteme hakkı vardır. (TMK. Madde 173/3)

Eşlerin birbirlerinden isteyebilecekleri maddi tazminat ve manevi tazminat, nafaka ve eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Eşlerin batıl olan evlenme ile kazanmış oldukları erginliğin, evliliğin iptali kararından sonra devam edip etmeyeceği de tartışmalıdır. Bazılarına göre evlenmeyle kazanılmış olan erginliğin evliliğin iptalinden sonra da korunması gerekir. Bazıları, evlenme ile kazanılmış olan erginliğin, evliliğin iptali kararından sonra artık korunamayacağı görüşündedirler. Bir başka görüş ise eşin iyi niyetli olup olmamasına göre bir ayrım yaparak, iyi niyetli eşin kazanmış olduğu erginliği koruyacağı, kötü niyetli eşin ise koruyamayacağı fikrini savunmaktadırlar.