Zina Sebebi ile Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebi arasındaki Dava İlişkisi

Zina Sebebi ile Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebi arasındaki Dava İlişkisi

[vc_row][vc_column][vc_column_text]

Zina Sebebi ile Açılan Boşanma Davasının, Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Sebebi İle Açılan Boşanma Davası ile Olan ilişkisi

Zina Sebebi ile açılan boşanma davasının; Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile açılacak boşanma davasının arasında bir ilişki mevcuttur ve genelde zina sebebi ile boşanma istemi yapıldığında bu isteme ait boşanma başvurusu dilekçesine evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile de boşanma istemi yapılmaktadır.

Bu şu anlama gelir zina sebebini mahkeme kabul etmezse bizim elimizdeki deliller evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni ile boşanma elde etmemize yeter. Bu nedenle Kanunun iki maddesine dayanarak boşanma isteminde bulunuyoruz demenin kestirme yoludur.

Aslında bu doğru bir yöntemdir çünkü boşanmaya konu olan bir delili aynı kanun maddesi ile açılacak boşanma davasında tekrar kullanamazsınız. Bunu uygulamada unutarak Zina davasında kullanılan bir delili kabul etmeyen ve davayı red eden bir mahkeme sonrasında aynı delili evlilik birliğinin sarsılması nedeni ile açılan davada kullanılması neticesinde hukuk yetersizliği nedeni ile delilleri red eden bir yerel hakim. Hakimin reddine itiraz edemeyen bir avukat ve temyize gidince bunu bozan bir yargıtay mevcut.[/vc_column_text][vc_separator color=”custom” border_width=”5″ accent_color=”#ff0000″][vc_column_text]

Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Eşlerden birinin bu sadakatsizliği sebebiyle diğer eş;

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açabileceği (TMK m. 166 f. 1-11)

gibi

  • Zina sebebiyle boşanma davası da açabilir (TMK. m. 161).

Aşağıda birbirinden farklı her paragrafta bir Yargıtay kararı ile ifademize emsal teşkil edebilecek içtihatlar verilmiştir. İlk temyiz dosyasında kadının sabit olan zina eylemi olmasına karşın yerel mahkemenin boşanmanın reddine ilişkin kararı doğru bulunmamıştır.

“..Olayları açıklamak taraflara, hukuki değerlendirme hakime aittir. (HUMK. md 76) Davacı zina nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Yapılan soruşturma, toplanan delillerle red ile sonuçlanan önceki dava tarihi olan 10.04.2003 tarihinden sonrada davalı kadının para karşılığı erkeklerle birlikteliğini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı boşanma davası açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar (TMK.md. 166/l) verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile boşanma davasının reddi doğru bulunmamıştır.”

Bu dosyada görüldüğü gibi uzman bir boşanma avukatının elinde doğru kararların yerel mahkemelerde de alınabileceği bir durumda temyize gidilmesi gerçekleşmiştir.[/vc_column_text][vc_separator border_width=”2″][vc_column_text]Davacı hakkını ayrı ayrı dava konusu yapabileceği gibi aynı dava içinde iki ayrı sebebe de dayanabilir. Bu durumu örnekleyen yargıtay kararı bilginize sunulmuştur.

“…Davacı zina yanında, evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle de boşanmaya karar verilmesini istemiştir. Zina nedenine dayalı boşanma davası reddedilmiş, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma istemi konusunda bir karar verilmemiştir. Delillerin bu çerçevede değerlendirilerek olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.” “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacının zina hukuki sebebi yanında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanarak boşanma istediğinde bulunmasına, davalının zina fiilini işlediğine dair yeterli delil bulunmamasına, ancak tanık sözlerinden kadının davranışları sonucu evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının anlaşılmasına, hüküm fıkrasında Medeni Kanununun 166/1 yerine 161 yazılmasının da maddi hatadan kaynaklanmasına göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.”

Yine boşanma davalarındaki usul hatalarını yapıldığı ve yerel mahkeme kararının değiştiği bir örnek. Boşanma Avukatı önemlidir. Hayatınızın önemli bir kısmını davanın sonuçlanması için bekleyerek geçirmek hiç kimsenin istemediği bir durumdur.

[/vc_column_text][vc_separator border_width=”2″][vc_column_text]“…Davacı kadın Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddelerine dayalı boşanma istemiyle birlikte zina hukuki nedenine dayalı olarak da boşanma isteminde bulunmuştur. Zina hukuki nedeniyle ilgili olumlu yada olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Unutulmamalı: Genelde Unutulan fakat unutulmaması gereken konulardan birisi de şudur. Aynı olaya dayalı olarak iki farklı tarihte iki farklı boşanma davası açılamaz. Eldeki deliller ve olaylar ancak bir boşanma davasında kullanılabilir. Bu boşanma davası red edilirse veya iddiaları ve delilleri ortaya koyan feragat ederse tekrar aynı olay ve delilleri kullanarak bir boşanma davası açamaz.

Davacı zina sebebiyle açmış olduğu boşanma davasından feragat ettikten sonra aynı olaya dayalı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açamaz.

Davacı davasını zina sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 161) şeklinde açmışsa aile mahkemesi (yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimi her ne kadar zina evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olursa da evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle (TMK. m. 166 f. I-II) boşanma kararı veremez.

Bu olgunun önemi dava açma süreleri yönünden de ortaya çıkabilmektedir. Zira, zina davası yasanın öngördüğü (altı ay veya beş yıllık) sürelerde açılmadığı takdirde dava hakkı düşer. Hakim bu olguyu kendiliğinden gözetmek durumundadır. İşte zina sebebiyle açılan bir davada dava açma süresinin geçirildiği anlaşılırsa hakimin bu eylem nasıl olsa evlilik birliğini sarsar diyerek evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma kararı verme hakkı yoktur. (TMK. m. 166 f. I-II)

Hakim iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup başka bir şeye hükmedemez (HUMK. 74).

Davacı davasını zina sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 161) şeklinde açmışsa deliller de bu yönde değerlendirilmelidir. Zinanın Kesin ispatı gerekmektedir. Tanık beyanları burada yanıltıcı olabilir. Yasalar zina fiilinin ispat araçlarını kesin bir şekilde belirlemiştir. Tek başına tanık beyanları zina ispatı için yeterli değildir.

Bu konuda Yargıtay’da yapılan uygulamaya örnek:

“Açılan boşanma davası Türk Medeni Kanununun 161. maddesi uyarınca zina nedeniyle boşanma davasıdır. Türk Medeni Kanununun 166. maddesine dayanan bir dava yoktur. Delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.” “Davacı münhasıran Türk Medeni Kanununun 161. maddesinde ifadesini bulan zina hukuki sebebine dayanarak boşanma isteminde bulunmuştur. Türk Medeni Kanununun 163  ve 166. maddelerine dayalı bir dava yoktur. Toplanan delillerden davacı, davalının M…t K…e ile zina yaptığını ispatlayamamıştır. Zina sebebi ile açılan boşanma davasının reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamıştır.”

Davacı davasını zina sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 161) değil de evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 166 f. I-II) olarak açmışsa tarafların zina sebebiyle boşanmalarına karar verilemez.

Bu konuda Yargıtay’da yapılan uygulamaya örnek:

“..Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi dava Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesine göre şiddetli geçimsizlik nedenine dayanılarak açılmıştır. Türk Medeni Kanununun 161. maddesinden dava bulunmadığı halde bu yön nazara alınmadan yazılı şekilde zina sebebiyle boşanma kararı verilmesi doğru olmamıştır.” Y2HD. 20.4.1995, 3**5-4**0.

Usul kuralları gereğince bozulan bu dava Boşanma Davası için Uzman bir boşanma avukatının ne kadar önemli olduğunu bize göstermektedir.

“Dava, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayalı “şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma” davasıdır. Zina sebebine dayalı boşanma isteği yoktur. Gerekçeli kararda “..kadının bu şekildeki davranışlarının güven sarsıcı davranışlar olarak değerlendirilerek şiddetli geçimsizlik sebebi sayılacağı…” kabul edilmesine karşın tarafların kadının zinası sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir. (HUMK.438/7)”’

Islah istemi varsa dikkate alınabilir.

Bu konuda Yargıtay’da yapılan bir örnek:

“Dava Türk Medeni Kanununun 163 ve 166/1 nci maddelerine dayalı olarak açılmıştır. Zina nedeniyle boşanma konusunda açılmış bir dava bulunmadığı gibi bu konuda usulüne uygun bir ıslah talebi de bulunmamaktadır. Delillerin Türk Medeni Kanununun 163 ve 166/1 nci maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde zina nedeniyle boşanma hükmü kurulması bozmayı gerektirmiştir.”[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Zina Sebebi İle Açılan Boşanma Davasını Bekleten Sebepler

Zina Sebebi İle Açılan Boşanma Davasını Bekleten Sebepler

Zina sebebi ile açılan boşanma davalarının bir başka dava ile ilişkilendirilmesi durumunda ilişkilendirilen diğer davanın sonucu Zina Sebebi ile Açılan Boşanma davasının karar aşamasının önünde bir engel olabilmektedir. Burada iki dava arasında ilişki kurulması gerekir yani iki davanın arasında bir ilgi bağının olması gerekir.

Zina Sebebi İle Açılan Boşanma Davası Usul Esasları içerisinde yer alan Bekletici Sorun olarak da bilinen usule yönelik bu uygulama günümüzde varlık bulması daha da zorlaşmıştır. Bunun nedeni zinayı ilgilendiren davaların azalması diğer tür davalarında zina sebebi ile açılan boşanma davasını bekletme açısından oldukça az etkilemesidir. Bilindiği gibi 2004 öncesinde Zina Türk ceza kanununa göre de bir suç idi. Bu tarih öncesinde zina ile ilgili açılan ceza davaları nedeni ve bu davalara paralel açılan boşanma davaları daha fazla idi ve bu davalar birbiri ile ilişkili olması nedeni ile boşanma davası ceza davasını beklemek zorunda kalıyordu.

Ceza mahkemesinin boşanmaya konu olan bir suçtan vermiş olduğu mahkumiyet kararı öncelikle mahkumiyet kararında belirlenen maddi olay yönünden boşanma davasında hukuk hakimini ( aile mahkemesi yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek. Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi hakimini ) bağlar ve o davada kesin delil teşkil eder’.

O halde aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi ) hakimi ceza mahkemesinde daha önce açılan ceza davasının sonucunu beklemelidir.

Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı gibi maddi olayı tespit eden beraat kararı da aile mahkemesi hakimini bağlar.

Usul esasları bu konudaki her ne kadar hakimin takdirine bırakmış ise de genelde yerel mahkemelerde bu tür beklemelerin fazlaca gözlemlenmediği bir gerçektir. Bu sebepten dolayı da Yargıtay’a ender de olsa temyiz edilen davalar vardır. Şüphe zina sebebine kanıt teşkil etmez. Bu nedenle görülmekte olan bir davanın sonucu kati delil teşkil etmektedir. Eğer kanıtlar aksi yönde değil ise her iki dava da da aynı kanıtlar kullanılarak şüpheye yer kalmadığına hakim kanaat getirirse diğer davanın sonucunu beklemeyebilir. Usul kurallarına göre dava sonucu beraat kararı çıksa bile boşanma gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda boşanma davasında verilen boşanma kararının da temyizi istenebilir. Bu karmaşık durumları hakimle basitleştirmek ve kesinleşmiş sonuçlar üzerinden hareket etmeyi tercih ederler.

Zina Sebebi ile Açılan Boşanma Davasında Ayrılık Kararı

Zina Sebebi ile Açılan Boşanma Davasında Ayrılık Kararı

Yargıtay bir kararında zina sebebiyle açılan boşanma davasında ayrılığa hükmedilemeyeceğine karar vermiştir.

Fakat zaman zaman yargıtayın bu tür çıkışları zaman içerisinde yine yargıtay üyeleri tarafından toparlanmaktadır.

Hangi sebeple açılırsa açılsın her boşanma davası sadece boşanmaya ilişkin değil ayrılığa ilişkin olarak da sonucu açıklanabilecek olan bir dava türüdür. Bu nedenle boşanma davasının sonuçları arasında olan

  • Boşanma Davasının Reddi Kararı
  • Boşanma Davasının Sonucunda eşlerin ayrı yaşaması kararı (Ayrılık Kararı)
  • Boşanma Kararı

boşanma davası açıldığında beklenebilecek olan sonuçlar arasındadır. Aile mahkemesinde Boşanma davası yani TMK maddeleri ile Ayrılığa ilişkin dava da açılabilmektedir.

Yani dava istemi boşanmaya yönelik olabileceği gibi ayrılık istemi ile de dava açılabilmesinin Hukuki olarak önü açıktır.

Bu nedenle Zina sebebi ile ayrılığa ilişkin bir davanın varlığı zorda olsa kanunda tanımlanmıştır. Bu nedenle Yargıtayın verdiği bu karar Zina sebebi ile açılan “BOŞANMA” davasını bağlayan bir karar olarak kabul edilebilir. Ayrıca Zina sebebi ile boşanma Davasında Hakimin tarafların ikrarını bile kabul etmeme hakkı mevcut olması nedeni ile yargıtay bu kararı yasa ile çelişmekte ve hakimlere takdir hakkını kullanma kısıtlaması getirmektedir.

  • Oysa boşanma sebeplerinden biri (zina da dahil) sabit olunca aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimi boşanmaya veya ayrılığa hüküm ile mükelleftir.
  • Takdir sahibi olan hakim bu kararını gerekçeli karar metninde izah edecektir.

Bu nedenle zina sebebiyle açılan boşanma davalarında da hakim ayrılığa hükmedebilir. Bu hüküm hakimin takdirine bağlıdır. İspat koşullarına kanaat edilmemesi, tarafların tekrar bir araya gelebileceği fikri ayrılık kararı vermesi için etkendir. Ayrıca evliliğin devamında çocuklar için bir faydanın görülmesi durumunda; ayrılık kararı yaşı küçük olan çocukların korunmasına yönelik bir karar olarak da algılanabilir.

Dava yalnız ayrılığa İlişkinse aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimi tarafından boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse ve ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde aile mahkemesi (yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimi tarafından ayrılığa karar verilebilir.

Açılan Dava Zina Sebebi ile Boşanmaya ilişkin bir dava ise ve, ( TMK. m. 170 f. 1 ) hükmüne göre boşanma sebebi İspatlanmış olursa, hakim boşanmaya zorunlu bir şekilde karar verir. Bu durumda ayrılık kararı verilmemelidir. Yerel uygulamada bu konunun aksi yönündeki kararlar görülmektedir. Yargıtay kabul gören uygulama nedeni ile bu yerel mahkeme kararlarını genellikle düzeltir. Fakat bu düzeltme için yine bir temyiz istemi yapılmalı ve yargıtayın bunu düzeltmesi talep edilmelidir. Bu nedenle uzman bir boşanma avukatı ile yol alınmasının önemi yine gündeme gelmektedir.

Zina Sebebi ile Açılan Boşanma Davasında Usul ve Esaslar

Zina Sebebi ile Açılan Boşanma Davasında Usul ve Esaslar

Zina Sebebine Dayalı Boşanma Davasında; Usul, Tazminat, Velayet Konularını ve bunların hukuki nitelikleri ile birlikte uygulamada ne anlama geldiğini yasa koyucuların gözünden her hangi birinin anlayabileceği basitlikte ifade etmeye çalışacağız.

Tüm boşanma davalarında olduğu gibi Zina Sebebi ile açılan boşanma davalarında da belirli usul ve kurallar mevcuttur.

“Zina Sebebiyle Boşanma Davasında Usul Hükümleri” konusunu aşağıdaki ayrımlara göre incelemek en anlaşılır olacağını düşündüğümüz sıralamadır.

  • Davanın tarafları,
  • Fer-i sonuçlara ilişkin tartışmalar,
  • Ayrılık kararı,
  • Bekletici sorun, (davanın beklemesini sağlayan sebepler)
  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası ile ilişkisi.

Şimdi bu konuya ilişkin olmak üzere Yargıtay’da yapılan uygulamaları içtihatlar ve Yargıtay kararları üzerinden incelediğimizde Yasa Koyucuların ve uygulayıcıların bu konuya nasıl baktığını karşılaştırmalı bir şekilde görelim.

DAVANIN TARAFLARI

Zina sebebiyle boşanma davalarında (TMK. m. 161); eşi zina yapmış olan kişi boşanma davası açabilir.

Eğer koca ve kadın ikisi de zina yapmışsa her ikisinin de dava açma hakkı vardır. Böyle bir durumda koca ve kadın ayrı ayrı zina sebebiyle boşanma davası açabilirler.

Zina Sebebi ile Açılacak olan boşanma davasında hak düşürücü süreler hakim tarafından ilk dikkate alınacak ve ilk gözetilecek noktadır.

Eşlerden sadece biri Zina yaptı ise dava açma hakkı zina yapmayan eşindir. Zina yapane eşe yöneltilecek olan boşanma davasında zina yapanın boşanma davasını kabul ve itiraz hakkı olmak la birlikte zina ispatlandığı anda itirazın da bir önemi kalmayacaktır. Zina Yapan Eş DAVALI ve eşi zina yapan ve Zina Sebebine Dayalı Boşanma davası Açan eş ise DAVACI olacaktır.

FER-İ SONUÇLARA İLİŞKİN TARTIŞMALAR

Fer-i sonuçlar derken kastedilen ise; Kendiliğinden yani  davacı yada davalının isteğinden bağımsız olarak gözetilecek ve gerekli görülürse Mahkeme tarafından bu konu ile ilgili olarak alınan bütün kararların uygulanabileceği ve sonucu olan durumlar kastedilir. Yani tedbir nafakası, geçici velayet kararı gibi, gerekli ise kadın ve çocuklara yönelik koruma kararları gibi kararlar mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilen ve sonuçları olan kararlardır.

Genel hükümlerden farklı olarak da boşanmanın fer-i sonuçlarına ilişkin tartışmaları “zina boyutuyla” ele aldığımız bu bölümde kısaca değinmeyi yararlı buluyoruz.

  • Zina sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 161) açıldıktan sonra karı veya kocadan her biri dava devam ettikçe diğerinden ayrı yaşamak hakkına sahiptir.
  • Zina sebebiyle boşanma davası (TMK. m. 161) açılınca aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi ) hakimi davanın devamı süresince gerekli olan önlemleri kendiliğinden alır.
  • Bu önlemler; varsa çocuklara ilişkin önlemler ceza davası konusu teşkil edebilecek durumların oluşmasını önlemek için alınacak tedbir kararları ve talepler doğrultusundaki dava sonuçlanıncaya kadar alınması gerekli olan tedbir nafakası gibi önlemler alınacaktır.
  • Kadının ya da kocanın zina ettiği mahkumiyet kararı ile sabit bile olsa ihtiyacı varsa kadın ya da koca için uygun miktarda tedbir nafakasına dava tarihinden itibaren kendiliğinden hükmedilir.
  • Hastalık, yaşlılık, işsizlik gibi sebeplerin varlığı halinde koca yararına da tedbir nafakası (TMK. m. 169) verilebilir.
  • Tarafların ergin olmayan çocuğu varsa yanında olması koşuluyla istek olmasa bile çocuk yararına da uygun miktar tedbir nafakasına dava tarihinden İtibaren hükmedilmektedir.

Önemli Not:

“”Zina sebebiyle açılan boşanma davalarında boşanma kararı kesinleşinceye kadar taraflar arasındaki evlilik birliği devam ettiği gerçeği gözden kaçırılmak suretiyle kadın yararına tedbir nafakasının “zina eden kadına (koşulları varsa kocaya) nafaka verilmesi düşünülemez” gerekçesiyle reddedildiğini mahkeme kararlarında sık olarak görülmektedir bu yanlışa ilişkin anımsatmayı bu bölümde yapmayı daha uygun gördük.””

Aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimi zina eden kadına tedbir nafakasını kendiliğinden verirken asker olan kocaya ilişkin YİBK’nı gözden kaçırmamalıdır.

Yani Kocası Askerlik görevini ifa eden muvazzaf olmayan yani süreli ve zorunlu askerlik görevini yapmak için silahaltına alınan bir erkek ise Kadın yararına Nafakaya Hükmedilemez.

Bu şu demektir. Askerlik görevini yapan erkek görev süresince nafakadan muaftır. Muvazzaf olmamak yani askerliği bir meslek olarak yapmamak kastedilmektedir. Aksi taktirde Vatani görev yerine Türk Silahlı Kuvvetleri Mensuplarının Nafaka ödenmesi beklenemez idi.

Zina sebebiyle açılan boşanma davalarıyla ilgili olmak üzere boşanmanın fer-i sonuçları kapsayan tartışmalardan bir diğeri de manevi tazminat verilip verilmeyeceği sorunudur.

Zina, evlilik birliğindeki sadakat yükümlülüğünün en ağır şekilde ihlalidir. Öğretide zina sebebine dayalı her boşanmada kusursuz eş yararına manevi tazminat verilmesinin zorunlu olmadığı görüşü baskındır.

Eşinin zinasını umursamayan bundan duyguları rencide olmayan taraf boşanma davası açsa bile manevi tazminat alamaz. Ahlak anlayışı çok zayıf ve gevşek olduğu herkesçe bilinen bir kimseye eşinin zinasından dolayı tazminat verilmesinin hakimin takdirinde olduğu VELİDEDEOĞLU tarafından açıklanmaktadır.

Yargıtay ise önceki kararlarında kocanın zinasından dolayı kadına manevi tazminat verilemeyeceği görüşünde idi.

Bu görüşe göre;

“Kocanın başkasıyla zinada bulunması doğrudan doğruya kadına karşı işlenen bir eylem değildir. Başka bir deyimle, kocanın sadakatsiz tutumu ile kadının çevrede zor duruma düşmesi arasında uygun sebep sonuç bağı yoktur. Onun için, mahkemenin görüşü kabul olunduğu zaman, uyuşturucu madde kullanan veya hırsızlık yahut benzeri suç işleyen kişinin dahi boşanma halinde eşine manevi tazminat ödemesi gerekir ki, yasa koyucunun amacı bu değildir. Bu İtibarla maddeye yanlış anlam verilerek manevi tazminata karar verilmiş olması bozmayı gerektirir”.

Hatta bir Yargıtay kararının karşı oyunda bu görüş abartılarak;

“Okyanusta batırılan bir gemideki ilacın, Türkiye’ye gelmemesi sebebiyle ölen kişilerin mirasçılarının dahi, gemiyi batıran dan tazminat istemeleri gibi bir düşünceyi, böyle bir yorum biçimi genelleştirilir ise, haklı bulmak gerekir” diyerek zina halinde manevi tazminat verilmeyeceği savunulmuştur.”

Bir dönem Yargıtay Zina yapan kişinin eşinin eksikliği nedeni ile zinaya sevk edildiği gibi bir düşünceyi de tartışmış ve hayatın doğal akışı nedeni ile insan bedeninin zamanla yıpranması nedeni ile bir aşamadan sonra zinanın meşrulaşacağı düşüncesi nedeni ile bu tartışmaları sonlandırmıştır.

Zinanın diğer eşin saygınlığına, haysiyetine ve şerefine yapılmış en ağır saldırı olduğunu düşündüğümüzden zina durumunda diğer eşe manevi tazminat verilmesi görüşündeyiz.

Zina; Maddi Tazminat ve Manevi Tazminat Gerektiren Bir Boşanma Sebebidir.

Yargıtay, sonradan istikrar kazanan kararlarıyla sadakatsiz davranışın, diğer eşin kişilik haklarına “ve aile bütünlüğüne ağır bir saldırı oluşturduğundan manevi tazminat verilmesini gerektiren bir eylem anlamı taşıması gerektiği noktasına gelmiştir. Bu andan sonra içtihatların bu doğrultuda düşünmemizi sağlayacak şekilde çıktığını görmekteyiz.

Zina sebebiyle manevi tazminat verilip verilemeyeceği konusundaki farklı uygulamalara karşın yargıtayda genel kabul gören görüşleri bu bölümde anımsatmayı uygun gördük. Manevi tazminatın diğer yasal koşullarını ise ilgili bölümde ayrıntılı olarak açıklayacağız.

Maddi tazminata ilişkin yasal koşulları da ilgili bölümde inceleyeceğiz. Kısaca burada belirtmek gerekirse manevi tazminata ilişkin tartışmaların maddi tazminata ilişkin olarak yapılmadığını gözlemlemekte olduğumuzu açıklamak isterim. Burada kusursuz ya da az kusurlu eşin, zina yapan eşten koşulları varsa maddi tazminat isteme hakkının bulunduğunu şimdilik açıklamakla yetinelim.

Zina sebebiyle açılan boşanma davalarıyla ilgili olmak üzere boşanmanın fer-i hükümlerini kapsayan tartışmalardan birisi de zina eden tarafa velayetin verilip verilmeyeceğidir. Genel hükümleri ilgili bölümde açıklayacağız.

Velayet hususu ile ilgili olarak kısaca; “Davalının zina etmesi velayetin ona verilmesini mutlaka engellemez” diyelim. Velayetin verilmesinde sadece çocuğun güvenliği gözetilecektir.

  • Zina sebebiyle boşanma davalarının Velayet yönünden ayırt edici bir özelliği yoktur.
  • Velayet konusu ile ilgili olarak genel hükümler uygulanır.

Önemli Not:

Zina sebebi ile haysiyetsiz yaşam sürme arasında bir ilişki olmadığını düşünen Yargıtay aynı yaklaşımı haysiyetsiz yaşam sürme için göstermemektedir. Zina ile Haysiyetsiz yaşam Yasa koyucu ve uygulayıcıların gözünde farklı değerlendirilen kavramlardır. Zina Ekim 2004 yılında suç olmaktan ve TCK yani Türk Ceza Kanunları içerisinde tanımlanmış ve karşılığı olarak bir cezanın verilebileceği bir suç olmaktan çıkmıştır. Bu zinanın meşru olduğu anlamına gelmez. Zina yapan mutlak surette bunun hukuki sonuçlarına katlanacaktır. Yasada zinanın kabulü için ortada bir evlilik olması gerektiğinden bahsettiğimiz yazımızı hatırlayın.

Bu nedenle mutlak olarak çocuk düşünüldüğünde haysiyetsiz yaşam süren kadın ise muhtemelen uyuşturucu batağında veya halk arasında kötü yol denilen hayat kadınlığı gibi bir icra içinde ise çocuğun böyle bir ortamda büyümeye zorlanması düşünülemez. Aynı şekilde erkeğin haysiyetsiz yaşam sürmesi koşulları da çocuğun gelişimi ve güvenliğini riske atacağını düşünen yargıtay verdiği kararlarda haysiyetsiz yaşam süren bireye velayet verme taraftarı değildir.

Ancak haysiyetsiz yaşam süren kadın ise ve erkek soy bağını ret ediyorsa ve bunu ispatladı ise erkeğe bir başkasının çocuğuna bakıcılık görevini de yüklememektedir.

Unutulmamalıdır ki haysiyetsiz yaşam sürme sebebine dayanan ve bu yönde boşanma kararı alınması için haysiyetsiz bir yaşam sürme cümlesinin içerisindeki devamlılık nedeni ile çocukların bu ispatı yapılan durum için korunması gerektiği görüşü öğretide ve uygulamada hakimdir.

  • Zina Davasında; dava süresince alınan tedbirler ayrı bir konudur çocukların velayetinin kime verileceği ayrı bir konudur.
  • Zina eden annenin veya babanın çocukların üzerindeki velayet hakkı değişmez.
  • Zina eden tarafın kim olduğu velayetin kime verileceği ile ilgili bir sonuç ile ilişkilendirilemez.
  • Velayet kavramı ile boşanma sebebi olan Zina kavramı birbirinden farklı iki kavram olarak algılanır.
  • Zina yapan kadın, çocuklarının velayetini alabildiği gibi zina yapan kocanın da velayeti alması mümkündür. Her iki duruma ait örnekler mevcuttur.
Zina Sebebi İle Açılan Boşanma Davasında Dava Hakkının Ortadan Kalkması

Zina Sebebi İle Açılan Boşanma Davasında Dava Hakkının Ortadan Kalkması

Zina sebebi ile boşanma davası açılabilmesinin önündeki engeller nelerdir? Detaylı söylemek gerekirse “Zina sebebi ile açılan boşanma davasında, davacının dava hakkının ortadan kalkmasını sağlayan şartlar nelerdir?”

Türk Hukuk sisteminde bir kurum, tüzel kişilik olan şirket, devlet organları yada tabana inersek bir bireyin istediği konuda istediği kişiye yöneltebileceği iddialarını bir dava konusu haline getirebilir. Bu bir dava açma hakkına sahip olmak anayasal haklarımızdan biridir. Dava açmak aynı zamanda bir hak arayışında bulunmak için hukuk ve yargı eli ile bir girişimde bulunmak anlamına gelir.

Bir dava konusu ile bir dava açarak bir iddia yı birisine yöneltmek belirli koşullar ile yine hukuk sistemi içerisinde engellenebilir. Bu anayasal hakların ihlali anlamına gelmez. Bu şartlar yasada gerekçeleri ile birlikte tanımlanmıştır.

Zina Sebebi ile açılan boşanma davalarında açılan boşanma davasının davacı tarafından ispat edilememesi durumu sadece bu davaya özgü değil her türlü davada ispat yükümlülüğü olması nedeni ile davanın devamı için gerekli ve yeterli ön koşuldur. Aynı sebep ile iki kere dava açılamayacağı yasalarımızda mevcuttur. Bu nedenle daha önce zina nedeni ile açılan bir boşanma davasının sonuçsuz kalarak yada red edilerek kesinleşmesinden sonra yine aynı sebebe dayanarak boşanma davası açılamaz. Bu yasalarımızda “Aynı sebebe dayanarak ikinci davanın açılamayacağı” öğretide, uygulamada ve doktrinde kabul görmüştür.

Bunun dışında açılan zina sebebi ile boşanma davalarının sonuçsuz kalması yani dava hakkının ortadan kalkması ve dava durumunun ortadan kalktığı durumlar ile ilgili olarak aşağıdaki sebepler geçerlidir.

Zina sebebiyle boşanma davalarında dava hakkının iki halde ortadan kalktığını görmekteyiz (TMK. m. 161):

  • Hak düşürücü süre

Şimdi zina sebebiyle boşanma davalarında dava hakkının ortadan kaldıran bu halleri inceleyebiliriz.

HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE NEDENİ İLE ZİNA DAVASI HAKKININ ORTADAN KALKMASI DURUMU

Zina sebebiyle boşanma davasında (TMK. m. 161) davaya hakkı olan kadın veya kocanın, boşanma sebebini Öğrenmesinden başlayarak altı ay, her halde (durumda) zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Zina sebebiyle boşanma davasında (TMK. m. 161) yer alan süreler hak düşürücü süre olduğundan hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmalıdır.

Sürenin başlangıcı, tek eylemden ibaret zina davalarında eylem günü, devam eden (temadi eden) zinalarda ise zinanın sona erdiği (temadinin bittiği ) tarihtir. Şüphe, geçerli sayılmaz.

TEKİN AY, ceza kovuşturmasının” yapıldığı durumlarda altı aylık sürenin ceza hükümlülüğünden itibaren başlatmanın daha makul olduğunu ileri sürmektedir. Ceza davası açan ve eşini zinadan mahkum ettirecek kadar ileri giden bir kimsenin evlilik birliğini korumadaki kararsızlığından bahsedilemeyeceğini savunmaktadır. Yargıtayın uygulaması gibi biz de bu görüşe katılmıyoruz. Ceza davasından vazgeçmek ya da şikayetçi olmamak boşanma davasından vazgeçmek anlamına gelmediği gibi ceza davasını takip edenin boşanma iradesini sürdürdüğü de mutlak değildir. İki olay arasında bir bağ kurmak kanaatimizce uygun değildir. Koca, karısının cezalandırılmasını ister ama ondan boşanmak istemeyebilir ya da ondan boşanmak ister ama ceza evine girmesini istemeyebilir. Her iki olasılığa da mutlak sonuçlar yüklemek olanaksızdır. Her olgu kendi koşullarında ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Hemen belirtmek gerekir ki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (R.G. 12 Ekim 2004. Sayı: 25611) içerisinde zina eylemi suç olarak yer almamıştır.

AF NEDENİ İLE ZİNA DAVASI HAKKININ ORTADAN KALKMASI DURUMU

Af halinde dava açılmayacağı TMK. m. 161 hükmünde düzenlenmiştir: “Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” Şeklinde açık ve kesin bir dille yasada yerini almıştır. Af örtülü veya açık olabileceği gibi yazılı veya sözlü de olabilir.

Af kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Temsilci ile affedilme olanağı yoktur. Ayırt etme gücüne sahip olunması şarttır. İradeyi sakatlayan sebepler varsa af geçersiz hale gelir.

Af edildiğine şüphe bırakmayacak yazılı ve sözlü beyanlar esas alınabilir. Delil olarak sunulabilir. Yargıtay’da bununla ilgili net bir örnek vardır. Eşine zina sebebi ile boşanma süreçlerini başlatan bir eşin, dava devam ederken noterden gönderdiği bir ihbarda kendisini yanına çağırması af olarak kabul görmüştür.

Zina mutlak bir boşanma sebebi olduğu halde diğer eşin gerçekleştirilen eylemden hiçbir sonuç çıkarmayacağına ilişkin duygu ve düşüncesini açıklaması ile (affettiğini açıklaması) dava hakkı düşmüş sayılır. Aşağıda bulunan iki Yargıtay kararından ilki dava hakkının düşmesi durumu ve ikincisi ise davanın kabul edilerek boşanma kararı verilmesi gerektiği yönündeki kararlardır.

“…af halinde zina sebebiyle boşanmaya karar verilemez. Olayda koca 18.8.1982 günlü ve 31564 sayılı Ankara 11. Noterliği kanalıyla eşine yaptığı ihtarda; Almanya’da yalnız başına perişan kaldığından ve karısını oraya götürmek istediğinden söz ederek iki gün içinde kendisinin ve müşterek çocuğun nüfus kayıtlarını (pasaport işlemlerine esas olmak üzere) göndermesini istemiştir. İş bu beyan kayıtsız şartsız zina eylemini bağışlama niteliğinde olup. Medeni Kanunun 129/2. maddesi karşısında boşanma davası açılamaz. Davanın bu sebeple reddi gerekirken, açılan yön gözetilmeden uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi yanlıştır.”

Af yoksa zina sebebiyle boşanmaya karar verilecektir.(TMK. m. 161)  ‘‘Davalının A…i S…z isimli kişiyle cinsel ilişkiye girdiği beyanı ve toplanan delillerle kanıtlanmış, davacının davalıyı affettiği yolunda bir delil de getirilmemiştir. Türk Medeni Kanununun 161. maddesi koşulları oluştuğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi bozmayı gerektirmiştir.”

Affın iki unsuru vardır:

İlk unsuru; Ruhen çektiğim acıyı yendim, Bu evlilik birliğini devam ettiriyorum.

Davacının ceza kovuşturması sırasında şikayetinden vazgeçmesi zina sebebiyle boşanma davası hakkını ortadan kaldırmaz.

Affın ikinci unsuru; Olay gerçekleşmeden yani zina eylemi gerçekleşmeden af edilemez. Eylem gerçekleşmeden ancak rıza, muvafakat yani yetki, hatta teşvik edilmiş olduğu kanıtlanabilir. Ama af olarak değerlendirilemez.

Eşin zina yapmadan affedilmesi olanaklı değildir. Başka bir anlatımla zinaya peşinen kredi açmak (zinaya rıza/muvafakat ) ahlaka aykırı olduğundan başka türlü de düşünülemez.

Zinaya razı olup teşvik de varsa açılacak olan zina sebebiyle boşanma davasının (TMK. m. 161) hakkın kötüye kullanılması sebebiyle reddi gerekeceğini savunanlar vardır. Zinaya teşvik de elbette ki ahlaka aykırı olduğundan bu görüş isabetsizdir.

Kocanın, başkasıyla evli olmayan bir kadınla zina yapmasına Önceden müsaade veya muvafakat eden bir kadının fiilin İşlenmesinden sonra TCK. 108. maddesindeki süre İçinde vuku bulan şikayeti geçerlidir. Boşanma Davası açabilir. (YİBK. 23.5.1966, 3-5) Bu konuda kadının herhangi bir sebep ile eşinin ( kocasının ) zina yapması konusunda onay vermesi ve daha sonradan bu konu ile ilgili olarak dava açabilmesi mümkündür. Erkeğin ben eşimden izin aldım mazereti geçersizdir. Zina ahlaka aykırı bir davranıştır. Bu konuda alınan muvafakat geçersizdir.

Bu nedenle kocasından ayrılmak isteyen kadınların anlaşmalı boşanma yerine maddi ve manevi tazminat alabilmek için uyguladığı yöntemlerden biri olarak kayıtlara yüzlerce örnek olarak geçmesi nedeni ile bu konuya özellikle değinmeyi uygun görüyoruz.

Şöyle ki;

Kadın ayrılmak istediği kocasına önce kuma, metres, sevgili gibi yollar ile kendisini cinsel açıdan rahat bırakarak cinsel ihtiyacını ve beklentisini kendisi dışındaki birine yöneltme konusunda teşvik eder. Kocada buna kanarak bu yönde herhangi bir eylemi aleni ve kadın tarafından ispatlanabilir bir yol izleyerek yaparsa (örneğin kuma getirmek ve düğün yapmak gibi) kadın bunu kullanarak eşine yönelteceği zina davası kabul görmekte ve erkeğin tüm geleceğini değiştirecek kararlar çıkmaktadır. 2004 öncesinde ceza davasının da konusunu teşkil etmesi nedeni ile hürriyeti bağlayıcı cezalar da alabilen örnekler mevcuttur.

Zinanın İspat Araçları nelerdir?

Zinanın İspat Araçları nelerdir?

Genel Olarak Zinanın ispatı ve ispat Araçları

Davacının zinayı ispatlamak için kanıt olarak kabul edilen durumlar ve kanıtı delil olarak sunabileceği araçlar aşağıdaki yasalar ile tanımlanmış ve aşağıdaki gibidir

Sık görülen boşanma sebepleri arasında olan zina sebebi ile boşanma davalarında davacı davasını yani iddiası olan eşinin zina yaptığını ispatlamak ile yükümlüdür.

Zinanın aşağıda belirtilen her hangi bir kanıtla ispatı olanaklıdır. İspat yükü davacıda yani iddia sahibindedir.

ZİNANIN İSPAT ARAÇLARI

Zina eyleminin varlığı bazı ipuçları, tavır ve davranışlardan çıkarılacak karinelerle kabul edilmelidir.

Zinanın aşağıdaki araçlarla ispatı olanaklıdır.

  • Gebe kalmak, (kadının zina yaptığı ispatı)
  • Zührevi hastalığa yakalanmak, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • Fotoğraflar, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • Düğün yapmak, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • İletişim araçları, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • Tanık anlatımları, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • Kesinleşmiş hükümlülük kararı, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • Soruşturma evrakı, (kadın ya da erkek için zina ispatı)
  • Diğer araçlar.

Şimdi bu konuya ilişkin elimizdeki Yargıtay örnekleri başta olmak üzere deneyimlerimiz ve yorumlarımız ile ağdasız bir dille açıklamalarda bulunalım.

Gebe Kalmak

Yurt dışında olan kocanın, askerde olan kocanın karısının gebe kalması, kısır kocanın karısının gebe kalmış olması zina eylemini kanıtlama araçlarından biridir. Karısının gebeliğinin hesaplanması ile döllenme zamanının belirlenebildiği günümüzde kocanın döllenme tarihine yakın olan uzun bir aralıkta eşi ile birlikte olmadığını ispat edebildiği her durumda zina kabul görecektir. Uzun yol deniz kaptanları ve gemi çalışanlarının eşleri, Yurt dışına çalışan lojistik firmalarında 1 aya yakın yurt dışında kalabilen tır şoförlerinin eşleri ile ilgili açılan davaların hepsi sonuç almıştır.

Zührevi Hastalığa Yakalanmak

Kadın veya kocanın zührevi hastalığa yakalanması olgusu zina eylemini kanıtlama araçlarından bir diğeridir. Kocanın zührevi hastalığa yakalandığını tedavi sırasında öğrenmesi nedeni ile eşine karşı açacağı yada aksi durumda kadının zührevi hastalığa yakalandığını öğrenmesi nedeni ile eşine yönelttiği zina davası sonuç alacaktır.

Fotoğraflar

Fotoğraflar zina eylemini kanıtlama araçlarından biridir. Fakat burada eşinin otele girerken çekilen resimlerin yeterli olmadığının bilinmesi gerekir. Bu fotoğraf yerine örnek senaryoda otel kayıtlarında odada bir bayan ile kaldığının da tespit edilmesi daha uygun bir delildir. Fakat fotoğraflarda eşin yabancı ile olan samimiyet derecesi ve ortamın kamuya açık bir alan olmaması gibi kriterler zina şüphesini güçlendirecektir. Bu nedenle elinizde bulunan fotoğrafların uzman boşanma avukatı tarafından değerlendirilmesinde oldukça fayda vardır.

Düğün Yapmak

Zina eyleminin kanıtlanmasında düğün yapma olgusu zina eylemini kanıtlama araçlarından biridir. Kesinleşmiş bir boşanma kararı olmadan kadın yada erkeğin islam coğrafyasında kabul gören dini nikah yada imam nikahı tabiri ile bir başkası ile evlenmesini tanık anlatımları ile ispatlanması bu evliliğe ait düğün yapıldığının o insan ile gerdek gecesinin yaşandığına dair kesin delil olarak uygulamada kabul görmektedir.

“Davacı tanıklarının beyanlarından, davacı kadının daha Önce açtığı davadan feragat etmesinden sonra davalı kocanın bir başka kadınla düğün yaparak evlendiği ve onunla birlikte yaşadığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 161. madde koşulları oluşmuştur. Davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddi bozmayı gerektirmiştir.”

İletişim Araçları

Mektuplar, bilgisayar kayıtları, telefon kayıtları vb gibi iletişime ilişkin belge ve kayıtlar zina eylemini kanıtlama araçlarındandır. Tabiki bu ispat araçlarının içeriği çok önemlidir.

Tanık Anlatımları

Zina eyleminin tam bir görgüye dayanılarak kanıtlanmasına az rastlanır. Yaşam deneyimleri ve durumun gereklerine göre cinsel ilişkinin gerçekleştiğini gösterecek olan eylemlerin kanıtlanması yeterlidir.

Eşin yabancı bir kişiyle bir otel odasında beraberce kalmaları (cohabitation), gece konut içinde başka bir kişiyle birlikte kalınması gibi olaylar zinanın varlığını gösterebilir.

Sadece otelde yer ayırtmış olma başka delil yoksa boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.

Davalı ile arasında husumet bulunan tanıkların çelişkili beyanlarına ya da tanıkların başkalarından aktardıkları olaylara dayanılarak hüküm kurulamaz.

Kesinleşmiş Hükümlülük Kararı

Kesinleşmiş bir hükümlülük kararı varsa zina eylemini kanıtlama için başkaca bir kanıt aranmasına gerek yoktur. Zina eylemi suç olarak yasadan çıkartıldıktan sonra hükümlülük kararı ile yerel kolluk kuvvetlerinin bir fuhuş operasyonu kayıtları arasında belgelemek anlamında bir fark yoktur. Zina nın suç olduğu tarihler de fuhuş operasyonlarında yakalanan bireyler hakkında hüküm verilebilmekte idi. Fakat artık zina yasal olarak bir suç değildir. Fakat artık yerel kolluk güçleri de kayıt iş yükü artması diyerek erkeklerin arka kapıdan çıkıp gitmesine izin vermeleri nedeni ile yakın zamanda hükmü kalmayacak olan ve zina yapanın yakalansa bile ödüllendirildiği bir duruma gelinecektir.

Soruşturma Evrakı

Soruşturma evrakı içinde yer alan anlatımlarla da zina ilişkisi kanıtlanabilir.

Bu konuda Yargıtay’da yaptığımız uygulamaya örnekler verebilirim:

“….Davacı-davalı kadın dava dilekçesinde, öncelikle Türk Medeni Kanununun 161. maddesine göre zina sebebiyle, aksi halde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine (TMK. 166/1. md.) dayanarak boşanma isteğinde bulunmuştur. Yapılan soruşturma, toplanan deliller ve özellikle Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 2006/9789 sayılı soruşturma evrakında yer alan ifadelerden davalı-karşı davacı kocanın başka kadınla zina ilişkisi içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında zina sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.”

Diğer Araçlar

EGGER, ciddi sebeplere dayanan kuvvetli bir şüphenin (violenta praesumatio) ispat için yeterli olduğu düşüncesindedir.

Zina İspatı için Kabul edilmeyen durumlar

Zina iddiası oldukça büyük bir sorumluluktur. Bu konuda kadın yada erkeğe yöneltilen zina iddiası zina yaptığı iddia edilen kişinin geride kalan yaşamını etkileyecek bir karardır. Bu nedenle zina davasına bakan hakimlerin şüpheye yer bırakmayacak derecede emin olması gerekir. Davacının iddiası olan zinanın kabul görerek boşanma kararı verilmesi ise bu nedenle ispatın muteberliğine göre kolaylaşacak yada zorlaşacaktır. Davalının itirazı olmaması durumunda bile ispat aranacaktır. Zina iddiası kadına yöneltilmesi ise islam dinindeki iffetli kadına iffetsizlik iddiasının 7 büyük günah arasında olması nedeni ile hakimleri oldukça tedirgin eden bir durumdur. Bu nedenle zina davasında ispat kabul aracı olarak kabul edilmeyen durumların bilinmesinde fayda vardır. Aksi durumda sizin açacağınız zina nedeni ile boşanma davası sonuçsuz kalması durumunda size maddi ve manevi tazminat davası karşı taraf tarafından açılabilir bir duruma dönüşebilir.

Mutlak boşanma sebebi olan zina davalarında ispat gerekliliktir. Burada belirtilen ispat araçlarının gerçekliği ve kullanılabilirliği ise ancak bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

Zina davalarında tam görgüye dayanmayan tanık anlatımları ispat olarak kullanılamaz. Tanık birinden duydum, gözümle görmedim. Gibi kelimeleri içinde barındıran bir ifade ile sonuç alınamaz. Fakat tanık anlatımları zina yapıldığını gözü ile görmese bile şüpheye yer bırakmayacak olan noktayı öne çıkarabilir.

“Eve girdiğini gözümle gördüm.” Diyebilecek bir tanık davalı avukatı tarafından zina yapıldığını gözünüzle gördünüz mü sorusu ile karşılaşır. Tanık; eşi evde yokken yabancı birini eve aldığını gördüm. Ben röntgenci değilim diye cevap verirse şüpheyi güçlendirir. Ama aynı soruya hayır derse. Ben içeriye giren birini gördüm derse şüpheleri azaltır. Bu nedenle kelime seçimleri önemlidir.

Zina sebebiyle boşanma davasında yemin bir delil olarak kullanılamaz. (TMK. m. 161)

Tanık anlatımlarında “zina yaptığını söylediğini yemin ederim duydum.”  Zina eyleminin yerini zamanını (1. Derecede tarif), kiminle yapıldığını (2. Derecede tarif çünkü tanık davacı tanığı olması nedeni ile davalı ile zina yapan yabancıyı tanımak zorunda değil) tarif edemeyen bir anlatım içerisinde ise buna itibar edilmez. Ancak “gözüm ile gördüm buna yemin edebilirim” yer, zaman, detaylı tarif, verebiliyorsa burada yemin etmesine gerek yoktur zaten ifade öncesinde yemin etmiştir.

Türk Medeni Kanununun m. 184 b.3 hükmüne göre tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hakimi bağlamaz. Bu nedenle davalının ikrarı başlı başına aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimini bağlayan bir kanıt sayılamaz. Aksi düşüncede, iki tarafın anlaşması ile boşanmaya cevaz verilmiş olurdu.

Her ne kadar kanunlarda böyle bir yasa var olsa bile uygulamada çok da fazla yer bulduğu söylenemez. Bu kanuna dayanarak hakimin evli çiftin arasında bir anlaşma olduğuna hükmedilebilmesini sağlayacak bir ortam günümüzde yoktur. Çünkü çiftlerin günümüzde anlaşmalı boşanma protokolü ile kısa bir sürede boşanmaları mümkündür. Bu nedenle bizce hükmü kalmayan bir kanundur.

Eskiden boşanma zor olması ve hakimlerin kolay kolay boşanma kararı vermemesi nedeni ile kesin sonuç almak için insanlar bunu bir dönem kullanmış olmalılar ki bu durumu engellemek için yasalar arasında bir kanun oluşturulsun. Günümüzde 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu içerisinde Anlaşmalı Boşanma oldukça kolay ve hakimin takdir hakkının olmadığı bir boşanma türü olması nedeni ile her hangi bir nedenle boşanmak için ortak karar alan bireylerin birbiri üzerine zina gibi bir lekeyi sürmelerine gerek yoktur.

Bu nedenle bilhassa zina sebebiyle açılan boşanma davalarında davacının boşanma isteminde bulunmadan önce uzman bir boşanma avukatının görüşlerine başvurması son derece yerinde bir karar olur.