Bir yabancı ülke mahkemesinden verilen kararın Türkiye de uygulanabilmesi için, o hükmün Türk mahkemelerinin münhasır yetki alanına girmemesi ve bu hükmün tenfiz şartlarını taşıdığının Türk mahkemelerince tespit edilmesi gerekmekte dir. Çekişmesiz yargı işleri de aynı kurala tabi dir. Yabancı ülke mahkemelerince vesayet hakkında verilen karar, Türk mahkemelerince tanıma ve tenfize konu edilemez. Çünkü Milletler arası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki yasaya göre, vesayet kamu düzenine ilişkindir ve türk mahkemelerinin münhasır yetkisine tabidir. Yüksek mahkeme aşağıda sunulu kararında bu durumu vurgulamakta dır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Taraflar arasındaki “TANIMA ve TENFİZ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karşıyaka 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 01.11.2006 gün ve 257-285 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 28.11.2007 gün ve 2006/21633 E., 2007/16595 K. sayılı ilamı ile; (…
…2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 42/1. maddesi “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilmesi yabancı ilamın TENFİZ şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 38 nci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz”. hükmünü içermekte olup, 42/2. maddesi ise “ihtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir.” demektedir. Bu durumda ihtilafsız kaza kararlarının tanınması imkan dahilindedir. Mahkemece delillerin bu çerçevede değerlendirilerek sonucu itibariyle karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, yabancı mahkemeden verilmiş vasi tayini kararını TANIMA ve tenfizi istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davacının Köln Sulh Hukuk Mahkemesinden eşinin hastalığı nedeniyle almış olduğu vasi tayini kararının tanınması ve tenfizine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemenin davanın reddine dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece “vasi tayini kararlarında Türk Mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu, yabancı mahkemenin vermiş olduğu vesayet kararının Türkiye’de denetim makamı tarafından denetleme olanağı bulunmadığı” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 38. maddesi TENFİZ kararının hangi şartlarda verileceğini, 42.maddesi ise TANIMA şartlarını düzenlemiştir.

MÖHUK 42/1 maddesinde ” Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın TENFİZ şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz.” hükmüne yer verilmiş olup MÖHUK 38.maddenin b bendinde ise ” İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması” şartı getirilmiştir.

Somut olayda vesayet altına alınan kişi Türk Vatandaşı olup, vasi tayinine ilişkin karar Köln Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiştir.

2675 sayılı Kanunun 8/1.maddesinde “Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin milli hukukuna tabidir.” 9/1.maddesinde “Vesayet veya hacir kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri, hakkında vesayet veya hacir kararının verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin milli hukukuna tabidir.” hükümlerine yer verilmiştir, oysa tanınması istenen vasi tayini kararı Alman Medeni Kanununa (BGB) göre verilmiştir.

Kaldı ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 411.maddesinde “Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.” hükmüne yer verilmiş, MÖHUK 27.maddede ise “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.” düzenlemesi getirilmiştir. Vesayet işlerinde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi münhasır yetki olup yabancı mahkemece verilen vesayete ilişkin kararın tenfizine ve tanınmasına karar verilemez(MÖHUK 38 ve 42).

Münhasır yetki kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında dikkate alınabilir. TENFİZ kararı verilmiş olması Alman Mahkemesinin vesayet makamı olma durumunu değiştirmeyeceğine göre yapılan işlemlerin denetim imkanı da mümkün olmayacaktır.

Türk Medeni Kanunun 462.maeddesine göre, maddede belirtilen hallerde vesayet makamının izni gerekmektedir. Yine aynı Yasanın 463.maddesine göre vesayet makamının izninden sonra denetim makamının da izni şarttır. Örneğin vesayet altındaki kişinin evlat edinmesi durumunda denetim makamının izni gerekmektedir. Eldeki davada vesayet makamı Köln Sulh Hukuk mahkemesi olup, denetim makamı da yine Alman Hukukuna göre belirlenecektir. Oysa bu husustaki Türk Mahkemelerinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olup kesin yetkidir. Bir an için aksi düşünülse bile bu defa yabancı mahkemeden verilen izin ve onayın yine Türkiye’de uygulanabilmesi için yeniden TENFİZ veya tanınmasının yapılması gerekecektir. Bu durum yabancı mahkemenin verdiği her kararda yeniden ortaya çıkacaktır.

O halde, Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu bir konuda yabancı mahkemece verilen kararın tenfizine ve tanınmasına karar verilemez. Bu nedenle usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına 08.07.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Davacı, yabancı mahkeme tarafından verilen vasi tayini kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, dairemizce “…

…. 2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 42/1. maddesi “yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilmesi yabancı ilamın TENFİZ şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 38 nci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz” hükmünü içermekte olup, 42/2. maddesi ise ” ihtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir” demektedir. Bu durumda ihtilafsız kaza kararlarının tanınması imkan dahilinde dir. Mahkemece delillerin bu çerçevede değerlendirilerek sonucu itibarıyla karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle oyçokluğu ile bozulmuş, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkeme önceki kararında direnmiştir.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 40. maddesinde ” Türk Mahkemelerinin Milletlerarası yetkisini iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder”; 41. maddesinde ise Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davaları, yabancı ülke mahkemelerinde açılmadığı veya açılamadığı takdirde Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması halinde ilgilinin sakin olduğu yer, Türkiye’de sakin değilse Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde görülür.” denilmektedir. (2675 sayılı Kanun m.27 ve 28) 5718 sayılı yasanın 41. maddesi açık hükmüne göre Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davalarda Türk mahkemeleri münhasır yetkili değildir.(Prof. Dr. E.Nomer – Prof. Dr. C. Şanlı Devletler Hususi Hukuku 16 bası – sahife 439)

5718 sayılı yasanın 10/1. maddesinde ” Vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri hakkında vesayet veya kısıtlılık kararının verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin milli hukukuna tabidir.”-10/3 maddesinde ise ” Vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında kalan bütün kısıtlılık veya vesayete ilişkin hususlar ve kayyımlık Türk hukukuna tabidir” hükmü mevcuttur.(2675 sk.m. 9) Olayımızda Alman uyruklu eş Türk vatandaşı kocasına vasi atanmış olup, bu kararın tanınması için dava açılmıştır. Yasanın 10/3. maddesine göre vasinin görevleri ve sorumluluğu, vasinin kaçınma sebepleri, vesayet ve denetim makamının yetkileri, geçici tedbirlerin alınması, vasinin şahsına karşı yapılabilecek itirazlar vs. Türk hukukuna tabidir. Yabancı ilamın tanınması Türkiye’de tenfizi (yerine getirilmesi) sonucunu doğurmadığından, bu ilamdan ancak konusuna giren bir talep yapıldığında yararlanılabilir. Örneğin Türk Medeni Kanununun 462. maddesinde yazılı hallerde vesayet makamından; 463. maddede gösterilen hallerde ise hem vesayet makamından hem de denetim makamından izin alınması gibi. İşte, bu gibi durumlarda 5718 sayılı yasanın 10/3. maddesinin açık hükmü nedeniyle vesayet işlemlerinin yürütülmesine ve denetlenmesine Türk Hukuku uygulanacaktır.

Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın TENFİZ şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye’de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.(5718 sayılı kanun m.58/2675 sayılı Kanun m.42)

Yasanın 58/2. maddesine göre; kesinleşmiş yenilik doğurucu nitelikteki ihtilafsız kaza kararlarının tanınması mümkündür. Vasi tayini gibi ihtilafsız kaza kararları verildikleri şartlar içinde kesinliklerini koruduğundan ve esasen yenilik doğurucu nitelikleri dolayısıyla kesin hüküm kuvvetini taşıdıklarından tanınmaları mümkündür. Ancak, bir tespit kararı niteliğindeki veraset ilamları, yeni mirasçıların ortaya çıkması halinde değiştirilebildiklerinden kesinlik taşımamakta ve dolayısıyla tanınması imkanı bulunmamaktadır. ( Prof. Dr. Aysel Çelikel; Doç. Dr. B. Bahadır Erdem – Milletlerarası Özel Hukuk 9. bası – sahife 635)

Sonuç olarak yukarıda açıklanan nedenlerle yabancı mahkemece verilmiş “vasi tayini” kararlarının tanınması mümkün olduğundan, sayın çoğunluğun onama düşüncesine iştirak edilmemiştir.   Hukuk Genel Kurulu 2009/2-280 E., 2009/326 K.