Yasa ve Kanunlarda “İşçi” Kavramı

is-hukukuTürkiye Cumhuriyeti yasalarında işçiye verilen isimlendirme, ismin tanımlaması, hakları, sınırları, ve yasalarda işçi kavramının açıklaması hakkında yazımızı siz takipçilerimize olabildiğince açık ifade etmeye çalıştık.

Türkiye Cumhuriyeti Kanun Bütünlüğü içerisinde İşçi Kavramı

Türkiye Cumhuriyeti Yasa Koyucuları tarafından insanlık tarihi kadar eski olan işçi işveren ilişkisinde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları engellemek için bazı kavramların tanımlanması gerekmiştir. Bu kavramlar öncelikle; işin tanımı, işçinin tanımı ve işverenin tanımıdır. İş tanımı zaten işçi ve işveren tanımının içerisinde alt kavram olarak bulunduğu için ve işçi ile işveren arasında bir borç-alacak ilişkisini doğurabilmesi için ön koşullar içerisindedir. Bu nedenle işçinin ve işverenin tanımını yapacak olmamıza rağmen işin tanımını yazılarımız içerisinde yapmayacağız. İşçi ile işveren arasında yazılı, sözlü ya da zımni işçi tarafında ekonomik bir bağımlılık ilişkisini doğuran her şeye iş gözü ile bakacağız.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesine göre, bir iş sözleşmesine (yazılı, sözlü, zımni) dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denir. İşe alınırken işin tanımı yapılmamış olsa bile kişinin işyerine geldiği andan itibaren işçi sıfatını ve adını hukuki anlamda alacaktır.

İşçi, ücret karşılığında işverene bağımlı olarak belirli bir süre veya sürekli olarak iş görmeyi üstlenen kişidir. İşçi, işverenin emri ve yönetimi altında iş görmeyi şahsen üstlenen kişi olduğundan, tüzel kişiler hiçbir şekilde işçi sıfatını kazanamaz.

İş ilişkisi kurulduktan sonra iş sözleşmesinin idari merciler tarafından onaylanması;  iş ilişkisine statü hukuku niteliği kazandırmaz.

Bir örnek vermek gerekirse: İş sözleşmeleri resmi merciler tarafından onaylansa dahi 4081 sayılı yasaya uyarınca iş sözleşmesi ile (kamuda çalıştırılan) çalıştırılan kır bekçileri, İş Kanunu’nun uygulanmasında işçi sayılırlar. Yargıtay. 9.HD, 27.12.2004 tarih, 1***1/2***0 E.K.

İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan iş ilişkisine girmesi durumudur. Yazılı sözleşme olabildiği gibi işveren tarafından sözlü işin tanımı yapılarak hadi gel başla ifadesi ile işe alım gerçekleşmiş olabilir. Hukuki açıdan yazılı sözleşmenin varlık bulması aranmaz.

Ücret, iş görme (emek) ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici unsurlarıdır. İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayırt eden en önemli kıstas bağımlılık unsurudur. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin, iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağlılığı vardır. Ancak, iş sözleşmesinde işçi, belirli veya belirsiz süreli olarak işveren için çalışır.

İş sözleşmesini belirleyen başka bir kriter hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık, işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki davranışlarına ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünü üstlenmesi ile doğar. İşçi, edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirmek durumundadır. İşçinin bu anlamda işverene karşı kişisel bağımlılığı da bulunmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır.

  • İşin işverene ait işyerinde görülmesi,
  • Malzemenin işveren tarafından sağlanması,
  • İş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması,
  • işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi,
  • Bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi,
  • Ücretin Ödenme şekli,

Kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Sayılan bu olguların hiçbiri tek başına kesin bir ölçü teşkil etmez. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken, kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi, bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması, bağımlılık unsuru açısından önemlidir.

6356 sayılı SETİSK.2’ye göre, iş sözleşmesi dışında ücret karşılığı iş görmeyi taşıma, eser, vekâlet, yayın, komisyon ve adi şirket sözleşmesine göre bağımsız olarak ve mesleki faaliyet olarak yürüten gerçek kişiler de bu yasanın bazı hükümlerinin uygulanması bakımından işçi sayılırlar. Benzer düzenlemeler, bu yasa ile yürürlükten kaldırılan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nda da yer almıştır.

5510 sayılı yasada, işçiler ve yasa kapsamındaki diğer çalışanlarla ilgili olarak sigortalı kavramı kullanılmıştır. Yasanın 3. maddesine göre sigortalı, kısa veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi olarak tanımlamıştır. 5510 sayılı yasa kapsamındaki kişiler ve işçiler, fiilen çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sosyal güvenlik açısından sigortalı sayılırlar. Kuruma yapılacak bildirim, açıklayıcı niteliktedir.

Son Yazılar

Yorum Yapın