Yasa Ve Kanunlarda “İşveren” Kavramı

is kanunları

is kanunları

İşveren; işçiyi iş sözleşmesine göre ve ücret karşılığında çalıştıran ve işçiye emir ve talimat verme yetkisi bulunan gerçek veya tüzel kişidir.

Türkiye Cumhuriyeti Kanun Bütünlüğü içerisinde “İşveren” Kavramı

İşçi ile işveren arasında varlık bulan ekonomik ilişki zaman zaman işçi aleyhinde bazı durumları meydana getirebilir. Bu genellikle işveren tarafından yapılan bir uygulama şeklinde karşılık bulsa da zaman zaman işçi tarafından da işveren aleyhine durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle yasa koyucular birbiri ile sıkı sıkıya bağlı bu iki kavramı geniş bir şekilde açıklama ihtiyacı bulmuşlardır.

Yasa Bakış açısı ile işveren kime denir:

İş sözleşmesine dayanarak kendisine ait işyerinde işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye ya da tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren denir.

  • İş Kanunu’nun 2. maddesinde,
  • Deniz İş Kanunu’nun 2. maddesinde,
  • Basın İş Kanunu’nun 1. ve 3. maddelerinde,
  • Mülga (Mülga = Yürürlükten kaldırılan) 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 1. maddesinde

benzer tanımlara yer verilmiştir. 5510 sayılı yasanın 12. maddesinde, sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar, sosyal güvenlik açısından işveren sayılmıştır.

İşveren; işçiyi iş sözleşmesine göre ve ücret karşılığında çalıştıran ve işçiye emir ve talimat verme yetkisi bulunan gerçek veya tüzel kişidir. Hem gerçek kişiler hem de tüzel kişiler veya tüzel kişiliği olmayan topluluklar işveren sıfatını kazanabilirler. İşverenin, işyerinin maliki olması veya işyerini yönetmesi, işveren sıfatını kazanması bakımından zorunlu değildir.

Örneğin

  • iflas halinde iflas masası, (kurum)
  • ölüm halinde vasiyeti tenfiz memuru, (kişi)
  • Kayyum tarafından atanan yetkili (kişi)

işveren sıfatını kazanır. Tüzel kişinin organları değil, tüzel kişinin kendisi işveren konumundadır. Yani bir işyerindeki yönetici (tüzel kişilikte hissesi bulunmayan) yetki düzeyi ne olursa olsun;

  • emir verme yetkisi
  • işi takip etme yetkisi
  • işten çıkarma yetkisi

olmasına rağmen işveren sıfatında değildir. Bu nedenle iş hukukunu ilgilendiren konularda taraf olamaz. Ancak Türk Hukuk bütünlüğü içerisinde farklı dava konuları (örneğin: ceza davaları, veya iş yerinde taciz anlamına gelen mobbing davalarında ancak taraf olabilir. Fakat bu işçi ile işveren arasındaki iş hukuku konuları arasında değildir.)

İşçinin bir iş sözleşmesi ile birden fazla işveren emrinde çalışması durumunda; “Birlikte işverenlikten” söz edilir. Burada hukuken birden fazla işveren bulunsa da, bir tane iş ilişkisi mevcuttur. Yine birden fazla işverenin aynı işçi ile ayrı ayrı iş sözleşmesi yapabilmeleri ve bu sözleşmelerin tam zamanlı veya kısmi süreli olması mümkündür. İşverenlerle işçi arasında birbirinden bağımsız kısmi süreli iş sözleşmeleri varsa ve işverenler arasında organik bağ bulunmuyorsa, her iş sözleşmesi birbirinden bağımsız durumdadır.

Bir iş sözleşmesi ile birden fazla işveren emrinde tam zamanlı olarak çalışma durumunda birlikte istihdam (işverenlik) söz konusu olduğundan, her bir işveren işçiye karşı yasadan ve sözleşmeden doğan haklara sahiptir ve borçlardan da birlikte sorumludur. Yine iş güvencesi bakımından 30 işçinin tespitinde her bir işverenin işyerindeki işçilerin toplamı dikkate alınır ve feshin son çare olması değerlendirmesi yönünden de her iki işverenin işyeri koşullarının birlikte dikkate alınması gerekir. (Yargıtay. 9.HD, 02.11.2009 tarih, 1917/29704 E.K.)

Birlikte istihdam durumunda işçinin fesih iradesini her iki işverene de yöneltmesi, işverenlerin de fesih iradelerini birlikte işçiye yöneltmesi ile iş sözleşmesi sona erer.

Çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlere hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan şirketler tarafından sürekli giriş-çıkışların yapıldığı gerçeği karşısında Yargıtay, bu gibi durumlarda şirketler arasında organik bağ olup olmadığı araştırılarak organik bağ olduğu takdirde işverenlerin birlikte sorumluluğuna hükmedilmesi gerektiğini kabul etmektedir. (Yargıtay. 02.06.2009 tarih, 9436/15249 E.K.)

 

Son Yazılar

Yorum Yapın