Yasa ve Kanunlarda “İşveren Vekili” Kavramı

İşveren sayılmayan ve yine iş yerindeki işveren tarafından donatılan yetkileri içerisinde işçi alımı ve işçinin çıkartılması yetkilerine sahip olan departman yöneticileri veya Müdür.

Büyük Ölçekli işletmelerde Çalışan sayısının yüksek olması işverenin her çalışan ile kişisel ilişki kurmasını engellemektedir. Bu nedenle işin devamı için işletme içerisinde görev, yetki ve sorumluluk paylaştırılarak işveren tarafından donatılan yetkiler ile işveren adına karar alma yetkisine sahip işveren sayılmayan ama yetki ve sorumlulukları itibari ile işveren yetkisinde olan görevleri yerine getiren kişidir.

Türkiye Cumhuriyeti Kanun Bütünlüğü içerisinde “işveren vekili” kavramı

Günümüzde büyük ölçekli işletmelerin sayısının giderek artması ve işveren sayılmayan ve yine iş yerindeki işveren tarafından donatılan yetkileri içerisinde işçi alımı ve işçinin çıkartılması yetkilerine sahip olan departman yöneticileri veya Müdür, Genel Müdür gibi etiketlere sahip personelin işveren adına aldığı kararlar neticesinde işçi aleyhine doğabilecek her türlü durumun önüne geçmek için yasada tanımlanması zaruri hale gelen bir kavramdır. İşveren vekili işveren değildir. İşçiye karşı sınırlı sorumlulukları mevcuttur. Fakat almış olduğu kararlar yetkisi çerçevesinde işletmeyi ve işvereni sorumluluk altına sokar. Sorumlu yine işletme yani işveren olmasına karşın maddi vakanın varlık bulmasında rol oynayan işveren vekilidir.

İş Kanunu’nun 2. maddesine göre işveren vekili, işveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere denir. DİK.2’ye göre, kaptan veya işveren adına ve hesabına hareket eden kimseye işveren vekili denir. 6356 sayılı SETİSK.2’de işveren vekili, işveren adına işletmenin bütününü yöneten kişi olarak tanımlanmıştır. 5510 sayılı kanunda işveren vekili, işveren adına ve hesabına işin veya görülen hizmetin bütününün yönetimi görevini yapan kişi olarak tanımlanmıştır (md. 12/2).

Yukarıda belirtilen tanımlara göre işveren vekili sayılmanın iki unsuru vardır:

  • İşveren adına hareket etmek ve
  • işin, işyerinin, işletmenin yönetiminde görev almak.

İşveren vekilinin, işveren adına hareket etmesi, onun doğrudan temsil yetkisine sahip temsilcisi olduğunu gösterir.

Bu husus, İş K.2’de işveren vekilinin, bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işverenin sorumlu olacağına ilişkin düzenlemeden anlaşılmaktadır. İşveren vekilinin temsil yetkisi, iş sözleşmesi, vekalet sözleşmesi veya şirket sözleşmesine ya da yasaya dayanır.

İşveren vekili sıfatının kazanılabilmesi için sadece işvereni temsil yetkisi yeterli olmayıp, bunun yanında işin, işyerinin, işletmenin yönetiminde görev almak da gerekmektedir. İşyerinin büyüklüğüne ve kapasitesine göre işyerinde genel müdür, şef, ustabaşı gibi unvanları taşıyan birden fazla işveren vekili bulunabilir. Her ustabaşı, şef, müdür unvanlı kişinin kendiliğinden işveren vekili sayılması mümkün değildir. Bu kişilerin yönetimde hangi statüde ve hiyerarşide nerede olduğuna bakmak gerekir. Bir kimsenin işveren vekili sayılıp sayılmayacağı konusunda tereddüt bulunursa; işyerindeki uygulamalar, işçilerin emir ve talimatları kimden aldığı, o kişiden daha üst makamda kimlerin olduğu, işçiyi işe alma ve çıkarma yetkilerinin kimde olduğu, temsil yetkisinin nasıl kullanıldığı, iş sözleşmeleri veya şirket sözleşmelerinde ne gibi düzenlemeler olduğuna da bakmak gerekir. Bir kimsenin işveren vekili sayılıp sayılmaması ile iş güvencesi hükümlerine tabi olup olmaması farklı kurallara göre değerlendirilir. Yine işçinin iş sözleşmesini fesheden kişinin işyerinde işveren vekili sıfatında olup olmadığı, işveren feshinin haklılığının tespiti açısından önemlidir.

Görüldüğü gibi işveren vekilleri işletme adına karar alabilme yetkilerine sahiptirler. Bu kararlar zaman zaman işverenin bilgisi dışında da olsa işçi ile işvereni karşı karşıya getirebilmektedir. İşçinin işveren vekili olarak konumlandırılan diğer yetkilinin de bir çalışan olması nedeni ile zaman zaman hatalı davranışlar gözetmesi de karşılaşılan durumlar arasında olmakla beraber her ne kadar karar alma ve uygulama yetkisine sahip olsa da orantısız ve neticeleri düşünülmeden alınan kararlar olabilmektedir.

Son Yazılar

Yorum Yapın